Ortak Hayatımızın “Hesap Verme” Üzerinden İnşa Edilmesi: Nasıl Yapmalı?

No Comment 134 Views

Erdemli toplum iyilikleri yaşatan, kötülükleri önleyen toplumdur. Her ikisini yapmanın da usulü (yolları ve yöntemleri) vardır. Hesap Verebilirlik bu yollardan biri olduğu gibi onun da yolları ve yöntemleri vardır.

Hesap Verebilirliği hayat tarzı haline getirmek için öncelikle şu hususları göz önünde bulundurmak gerekir:

Hesap Verebilirlik ortak amaçlar, usul (yol, yöntem), yetenek ve irade gerektirir. İkincisi, Hesap Verebilirliğe dar kapsamlı bir denetim işi olarak değil, insanların inançlarını, insani haklarını, nesilleri, malları ve insanı kuşatan âlemleri korumak gibi geniş açıdan bakmak gerekir. Üçüncüsü, Hesap Verme sözle, vaazla, yazı yazmakla veya bekleyip ceza kesmekle yerleşmez. Politika, plânlama, eylem, uygulama ister.

Peki, ama Hesap Verebilirlik ihtiyacı nereden gelmektedir? İnsanın Hesap Verebilirliği savunmak gibi bir görevi var mıdır?

İnsanoğlu, akıl nimetiyle, sonra bütün varlıkların hizmetine tahsis edilmesi karşılığında sorumlu kılınmıştır. Ayrıca bir insana, diğer insanlara göre nimetler (evlat, para, mal, sağlık, iktidar) verilmişse bunun bir sorumluluğunun ve hesabının olması gerekir. Diğer taraftan Hesap Vermek, iyi ve doğru bir hayatın devamı için şarttır. Herkesin canının istediğini yaptığı bir yerde Hesap Vermek, düzen kurmak ve huzur bulmak mümkün müdür?

Hesap Verme, kök değer olarak yaratılış hikmetinden kaynaklanmaktadır: Dünya hayatı ancak Hesabını Vererek sona erecektir. Onun için insanın her anının Hesap Vermeye tabi olması gerekir. Yoksa dünyada düzen bozuculuk yaptığı gibi ahirette de yaptıklarının sorumluluğundan gafil olarak Hesap yerine gelir. Cenab-ı Allah, insanın Hesaba çekileceğini şöyle haber veriyor:

“Şöyle deriz ona: ‘Defterini oku. Bugün muhasebeci olarak kendi işini görmeye (sicilini okumaya) kendin yetersin!”[i]

Bu bakımdan Hesap Verme, öncelikle yaratılıştan kaynaklanan bir zorunluluk ve ahlâki bir meseledir. Yönetim, bilim ve hukuk konusu olmadan önce bir değer yargısıdır. İnanç konusu, iyi ve güzel ahlâk gereğidir. Doğruluk, emanet, liyakat, adalet, hak arama ve helâlleşme gibi değerlerle iç içe geçer. Hesap Verebilirliği bütün bunlara göre konumlandırmak, önceliğini, değerler hiyerarşisindeki yerini buna göre tayin etmek ve hayata geçirmek için çalışmak gerekir.

Bu ebedi hakikati göz önünde bulundurarak Hesap Vermeyi sadece mal ve hizmetleri denetim aracından ibaret görmemek, aynı zamanda düşünme, inanma, düşüncesini ve inandığını yaşama ve yayma, seçme, seçilme, yönetme, yönetilme ve hizmet verme gibi çok çeşitli açılardan düşünmek gerekir. Çünkü bunların her biri toplumda iyiliği arttırabildiği gibi kötü yapıldıklarında ise insanlar arasında haksızlık ve bozgunculuk sebebi olabilir. Zira insanların hakları, bütün bunların iç içe geçmesinde yatmaktadır. Öyleyse bu değerlerle ilgili şahsi hayata olduğu gibi sosyal hayata ve kamu düzenine ölçüler getirmek gerekir. Hatta Hesap Verme kendisiyle kalmamalı, toplumda hak arama yollarını da açmalı ki düzen kendini içten temizleyebilsin, yenileyebilsin, varlığını devam ettirebilsin.

Hesap Verebilirlik aynı zamanda iyi ile kötüyü ayırt etme, bu bakımdan akli ve ahlâki tekâmül (gelişme, olgunlaşma) vesilesidir. Çünkü Hesap Verme, bir kültürde ölçülerin, kuralların, standartların, kıyas ve kıstasların, yasaların, denetim ve yargı organlarının gelişmesini teşvik eder, hatta zorunlu kılar. Bir millet veya devletin varlık alametlerinden biri olan kurumlar ancak bu yolla arınabilir ve gelişebilir. Kontrol ve denetim sistemleri, izleme ve değerlendirme teknikleri Hesap Verilebilirlikle gelişecek ve yerleşecektir.

İyi bir toplum ancak kötülüklerin bertaraf edilmesi ve iyiliklerin hayat bulmasıyla mümkündür. Kötülükler sadece yasaklar ve günahlar sınıfına konularak önlenemez. İnsan nefsi, yalnız yasaklar ve ayıplarla ıslah edilemez. Kötülükleri önlemekte her türlü dünyevi yol ve yaklaşımların da geliştirilmesi gerekir. Buradan hareketle Hesap Verme inananlar arasında ortak değer haline gelmeli ve kabul görmüş usulü (yaklaşımı, yöntemi) olmalıdır. Bu ikisi yoksa hemen her iş, herkese göre farklı değer taşır, farklı şekilde yapılır. Bu durumda çok zaman kargaşa çıkar, işin meşruiyeti (varlığı) bile tartışma konusu olur. Usul (yol, yöntem) olmadan Hesap Verebilirlik adına yapılması gerekenler ya ihmal edilir ya da istismar.

Doğu dünyası böyle bozuk, düşük ve çürük usuller, yollar ve bunlardan doğmuş kurumlar ve kangren haline gelmiş sorunlarla doludur. Çünkü doğu dünyasında hemen her işte nefsin isteği ağır basar. Bununla Hesap Verme müessesesi gelişemez. Hâlbuki bir yerde uyum elde etmenin, denge ve düzen kurmanın başta gelen kuralı hiçbir işi veya anı nefsin eline terk etmemektir.[ii] Bunun için her işe ölçü ile başlamak, Hesap Vermekle sonuçlandırmak gerekir. Ölçü,  Âlemlerin Yaratıcısının âdeti, varlık ve yaratılışın esası, keyfiliği önlemenin kök yöntemidir. Ölçü yoksa keyfilik ve onun sonunda doğan dengesizlik,  düzensizlik ve huzursuzluk vardır.[iii]

Hesap Vermenin insanın her davranışına ve toplumun kılcal damarlarına kadar girmesi gerekir. Böylece o, anlamayı derinleştirir, zihni açar, yeteneği arttırır. Farklı olanı, özellikle iyi ile kötüyü ayırt etme kabiliyetini arttırır. Çünkü istendiği takdirde Hesap Verme maddi veya manevi olarak iki ile ikinin toplamını analiz etmeye varıncaya kadar ayrıntıya inebilir. Kilo ile tartanla, gramla, miligramla tartan bir olur mu?

Küçük adamların dünyasında yönetenler genellikle kibirli olur, yönetimde bulunma süresi uzadıkça kibir de kemikleşir. Yönetenler, çoğunlukla yönettikleri yerden nemalanır, beslenir, hatta orayı mülk edinmeye başlar. Onun için özellikle eleştirilmeyi ve kusurlarının yönetilenlere gösterilmesini kabullenemez, Hesap Vermekten kaçınır, elde ettiklerini kaybetmekten hoşlanmazlar. Eleştiren, Hesap Sormaya kalkan düşman kazanmaya hazır olmalı her şeyi buna göre ayarlamalıdır. Bütün bunları hesaba katarak Hesap Verebilirlik şahsi veya sınırlı bir mesele olarak kalmamalı, plânlı, örgütlü bir yönetim unsuru haline gelmelidir.

 

Hesap Verebilirlikte Bazı İlkeler

Hesap Verebilirlikte usulün (yol ve yöntem) önemli olduğunu yukarıda söylemiştik. Ana yol ve yöntemlerden bazıları Yüce Yaratıcının âdetinden ve Kur’an’dan usul çıkarmak ve Peygamberin (SAS) Sünnetidir. Sonra da çağdaş toplumlarda ve tarihteki uygulamalara bakmak gerekir.

Cenab-ı Allah’ın yaratma usulü, Kur’an ve Sünnetten usul olarak yararlanmayı zaman zaman ele alıp işledik. Bu günü dikkate aldığımızda öncelikle Hesap Vermeyi insanın yapıp ettiklerinin her anına, alanına, her işe ve ilişkiye hâkim bir değer olarak almak gerekir. Öyle ki sadece insanlar değil, istek ve şikâyetlerini dile getiremeyen diğer yaratıklar (hayvanlar, ormanlar, hava, su) ve insanın azâları (organları) ve temas edilen eşya da Hesap Verebilirlikten fayda görmelidir. Çünkü bütün bunlar emanet olarak insanın yönetimine verilmiştir. Yaptıklarımıza tanıklık etmekte, etkilenmekte hatta şikâyetçi olabilmektedir! Üstelik bir varlığın zarar görmesiyle, diğerleri de zarar görebilmekte, böylece denge bozulabilmektedir. Bunu ancak ölçüyü bilenler görebilir ve anlayabilir. Cenab-ı Allah, atı, eşeği, köpeği vs. insanın emrine hizmet etsinler diye vermiştir, ziyan edilsinler veya zulüm görsünler diye değil! İşte bütün bunları, yalnız tespitini yapmakla yetinmemeli, Hesap Vermeye dönüştürmenin yollarını ve bu yolda insana düşen rolü araştırmalıdır ki, aşağıda bunlara maddeler halinde değinmeye çalışacağız:

Hesap Vermekte afaki şeylerin peşinden koşmamak, gerçek hayata dair olanla ilgilenmek gerekir. Burada insanın ve diğer varlıkların yaratılıştan getirdiği haklarda öncelikler vardır. Bireysel haklar, topluluk hakları ve kamu (amme) hakları ayrı ayrı dikkat gerektirir. Bunlar, adalete giden yolun döşeme taşlarıdır. Ahlâki değerleri ve hakları bireysel alana hapsetmiş toplumlarda topluluk hakları ve kamu haklarını görmemek, tanımamak hatta yok saymak gibi bir tehlike her zaman vardır. Mesela milliyetçilikler, milleti tek varlık olarak tanıyıp fertlerin veya toplulukların haklarını görmezden gelebilmektedir. Toplumların bu gaflet ve umursamazlığından fırsatçıların yararlanmak isteyeceklerini ve Hesap Vermeye hayat hakkı tanımayacaklarını unutmamak gerekir. Kötülükleri insanlardan uzaklaştırmak isteyenler, fırsatçıyı, hilekârı, düzenbazı, riyakârı, kifayetsiz muhterisi unutmamak, kamu haklarından çalınmayı önlemeye önem ve öncelik vermek gerekir. Değilse, ortak hakların yenmesi halinde, niçin hak sahibi olan herkesle helalleşme mecburiyeti getirilsin ki? İnsanlığın vahşet içinde yaşadığı bir dönemde İslam, neden “Amme Hukuku” diye bir müessese geliştirsin ki!

İnsanın Hesap Vermeyeceği hiçbir yer veya durum yoktur. Hesap Verme, hayatın her sahasıyla ilgili olabilir. Ev, aile, apartman-site, kooperatif, sendika, şirket, vakıf, dernek, atölye, fabrika, medya, insan hak ve hukuku, siyaset, eğitim, ticaret, yargı, yerel yönetimler, merkezi hükümet veya kamu düzeninin herhangi bir kademesinde verilen hizmetler bunlardan birkaçıdır.

Hesap Verebilirlikle toplum öncelikle problemlerini teşhis etme, isterse iyileştirme imkânları elde eder. Mesela bir kurumda, genel müdürlük veya başkanlık gibi büyük birimlerden başlayarak şubelere, buralarda yapılan işlere ve hizmetlere kadar analiz (çözümleme) imkânı verir. Yine o iş ve hizmetlerin her birinin süreçlerine, alt süreçlerine, hareketlere kadar değerlendirmenin yolları açılır. Bu analizlerden yola çıkılarak kurumlarda iyileştirmeler yapılabilir hatta yeniden yapılandırma yapılabilir. Hatta Hesap Verebilirlik reformlara kaynak teşkil edebilecek bir araçtır.

Hesap Vermekte gözetilecek diğer husus yönetimin ve kurumların performansının iyileştirilmesidir. Kamu hizmetlerinden başka vakıf, dernek, sendika ve kooperatif gibi gönüllü birliklerde düşünme yetersizliği, plânsızlık, ihmal ve istismar gibi durumlar, buna bağlı olarak Hesap Vermeme geleneği yaygındır. Bu oluşumlarda, yönetenlerin emaneti kendi malları gibi görme hastalığını teşhis etmek ve ganimet çanakları olmalarını önlemek gerekir. İnsan ümidinin, emeğinin, gayretinin girdiği her yer değerlidir ve sağlıklı bir toplum inşa edilmesinde yeri önemlidir. Gönüllü kuruluşlar merhamet, güven, yardımlaşma ve yeteneğin bir araya geldiği yerlerdir. Bu alan keyfilikler ve kötü yönetimlerle, maalesef çokça istismara, insanların ümitlerinin örselenmesine sebep olmaktadır. Onun için gönüllü hareketlerde, öncelikle amaçlara, sözleşmelere, plânlara, faaliyet raporlarına, genel kurullara,  liyakate ve Hesap Vermeye büyük bir dikkat ve özen göstermek gerekir. Günümüzde, sivil toplum kuruluşlarının Hesap Vermekte önden gitmeleri gerekiyorken gerçekte buralarda keyfilik, hesapsızlık ve plânsızlık normal, Hesap Verebilirlik gereksiz hale gelmiştir.  Hâlbuki Hesap Verme ahlâkının yapı taşlarının bu süreçlerde şekillenmesi gerekir.

Hesap Verebilirlikte zamanlama ve yerindelik büyük bir değer taşımaktadır. Yerinde olmayan veya verilmesi gereken zamandan uzaklaştıkça yapılan işin sağlığı ve güvenirliği azalır. Onun için Hesap Vermenin titizlikle plânlanması, kuralların, metotların, araçların, gerekli kaynakların ve Hesap Sorma yetkisine sahip olanların baştan itibaren belli olması gerekir. Bunlara dikkat edilmezse Hesap Verme etkin olmayabilir veya amacından sapabilir.

Hesap Verebilirlikte yazılı kayıtların yeri tartışılmazdır. İbn Sina ve Fahreddin Râzi, “İnsan yaratılışı gereği medenidir”[iv] derler. İnsan medeni olmaya mecburdur çünkü başkalarıyla birlikte yaşamaya muhtaçtır. Bu durum, insanın hâl ve hareketlerinde ve kullandığı yol, yöntem ve araçlarda medeni olmasını zorunlu kılar. Medeni bir hayatın ve Hesap Vermenin etkin yollarından biri yazılı işlemler, belgeler, sözleşmeler ve raporlar gibi yollar ve araçlardır. Gizleme, aldatma yahut hak ve haram yeme niyeti olanlar veya düşünme zahmetine katlanmayanlar yazılı kayıtlar ve belgeler istemezler. Onun için iş ve çalışma hayatında; kamu hizmetlerinde, yerel yönetimler veya ticari hayatta, hatta vakıf, dernek, kooperatif gibi gönüllü çalışmalarda bile, belge düzenlenmesini işlerin başından itibaren plânlamak gerekir. Mesela her iş için bir başlangıç ve bitiş raporu düzenlenebilir. Sürekli işlerde Faaliyet Raporları hazırlanabilir. Raporlar ve genel kurulların, genel hatlarıyla da olsa ölçüleri ve formatı olmalıdır ki genel kabul görsün, etkin olabilsinler.

Her durumda olduğu gibi, Hesap Verebilirlikte bilginin rolü tartışılmazdır. Bilginin varlığı, niteliği, işlenme tarzı ve kalitesi Hesap Vermeyi yakından ilgilendirir. Çünkü bilginin sunuş şekli Hesap Vermeyi kolaylaştırabilir ya da zorlaştırabilir. Bilgi, doğru verilerden oluşmuş, doğru işlenmiş, yerinde, zamanında ve uygun formatta sunulmuşsa Hesap Sormayı kolaylaştırır, aksi halde zorlaştırır. Hesap Vermekten kaçınanlar çoğunlukla bilgiyle oynayarak bunu yaparlar.

İnsan gizler ve aldatır. Bunu çoğunlukla bilgi ile yapar. Bunun için de bilgi kaynaklarını ele geçirir. Onun için Hesap Verebilirlikte açıklık, alenilik ve şeffaflık önemlidir. Ne var ki şeffaflık adına ortaya sürülen bilgiler bile aldatma amacı güdebilir. Bu itibarla yazılı ve sözlü açıklamalar, raporlar, sözleşmelerin yazılma şekli ve kimin yazdığı önem taşımaktadır. Doğru, yerinde ve etkili Hesap Verebilirlik için bilgiyle ilgili ölçüt ve standartların işin başında tayin edilmiş olması gerekir.

Hak sahiplerinin Hesap Sorma isteği, kontrolü ve baskısı olmazsa Hesap Verebilirlik fonksiyonu hiçbir zaman hakkıyla yerine gelmez. Bunun için her işte hak sahiplerinin Hesap Sorma hakkı başından itibaren plânlanmalıdır. Bu bakımdan bilgi kaynaklarının ve Hesap Sorma araçlarının doğru ellerde olması ve doğru şekilde kullanılması gerekir.

Hesap Verecek olan amaçlarını ve hedeflerini doğru ve beklentilere uygun tayin etmeli, bunun için iyi iletişim kurabilmeli, çalışma tekniklerini, hatta takım arkadaşlarını iyi seçmelidir. Gizleyebilen, aldatabilen, açıklık ve şeffaflıktan korkan, grupçuluk ve hizipçiliğin arkasına saklanan, imkân bulması halinde fırsatçılık yapabilecek insanların varlığı unutulmamalıdır. Burada sayılanlar liyakatsizliğin bazı unsurlarıdır. Onun için her işte takım arkadaşlarını seçerken dikkatli olmalı, liyakate, insanın vasıfları üzerinden önem vermelidir.

Hesap Verebilirliği istismar etmemeli, ifrat ve tefritten kaçınmalı, iş yapanlar üzerinde baskı unsuru olarak kullanmamalıdır. Hesap Verecek olan da hemen savunmaya geçmemeli, mazeret üretmemeli, sorumluluk almaktan korkmamalıdır. Başkalarını suçlamamalı, yeri geldiğinde hatalarını ve bilmediğini kabul edebilmelidir. Kibir ve bilgisizliğin Hesap Vermeye engel olabileceğini unutmamak gerekir.

Hesap Vermenin cezalandırma değil, verimlilik, üretkenlik ve yetki-sorumluluk dengesinin kurulması için işlemesi gerekir. Buradan hareketle, Hesap Vermenin en önemli sonuçlarından birinin yapılanlardan ahlâki kurallar çıkarmak, bunları düzenin unsurları haline getirmek olmalıdır. Ahlâki kurallar ve ilkelerin de yasa, yönetmelik ve sözleşmelere dönüşmesi gerekir ki sonunda toplumun bütünü yapılanlardan yararlanabilsin.

Hesap Vermeyle ilgili iki büyük tehlikelerden biri haksızlık ve hukuksuzluğun normalleşmesiyle Hesap Vermenin de ortadan kalkmasıdır. İkincisi, gerçek bu olduğu halde, toplum vicdanını rahatlatmak için sadece zayıflardan Hesap Sormayı adet edinmiş olabilir. Hâlbuki Hesap Verebilirlikte eşitlik, denklik veya orantılı olma çok önemlidir. Hesap Vermeye gerçekten inananlar asıl güçlü olanlardan Hesap Sorma üzerinde çalışmalıdır. Zayıf ve güçsüzlerden Hesap Sormak kolaydır. Bu işte adaletsizlik, toplumların helak olmasına sebep olabilecek kadar önemlidir! Hz Peygamber, bir hırsızlık hadisesinin cezalandırılmasında, “ileri gelen (zengin) kimseler ile zayıf (ve fakir) kimseler arasında ayırım yapmayacağı” hususunda yemin etmiş, ona göre davranmıştır.[v] Bu uygulama, İslam Medeniyetinde adalet aramada çekirdek ölçülerden biri haline gelmiştir. Bu kural sayesinde Sultanlar bile bir fakirle veya başka dinden biriyle aynı mahkemede yargılanmışlardır.

Yukarıda saydığımız hususlar Hesap Vermenin gereklilikleri olduğu gibi işlerimizi düzenli yapmanın, sağlıklı insan ilişiklerinin ve bir iyilik toplumunun asgari müşterekleridir. Bunlar aynı zamanda insanın öğrenme, yetişme ve irade kazanma yolları, erdemli ve sağlıklı toplumun gerekleridir.

 

İnananların Hesap Verebilirliğe Katkısı Nasıl Olmalıdır?

İnanan için doğruluk ve dosdoğru olmak üstün bir değerdir. Cenab-ı Allah da, Resulü de inananların ilk görevi olarak «dosdoğru olmayı» emretmektedir.[vi][vii] Lakin doğruluğun tabiatını, sosyolojisini bilmek gerekir. Doğruluk, konulduğu yerde öylece duran ölü bir nesne değildir. Girdiği yerde kimyasal tepkimeler ve mayalanma gibi süreçler başlatarak orayı temizlemesi ve dönüştürmesi beklenir. Doğruluğun niyet, plânlama, uygulama, izleme-değerlendirme ve Hesap Vermede bu rolünü oynaması gerekir. Öyle ki Hesap Verebilirlik, doğruluğun, iyiliğin ve adaletin ürünü olabilsin.

Çağdaş Müslümanlar, inandıkları değerlerden kavram türetemiyor, görev, vazife çıkaramıyor, hayat üretemiyor. Kur’an ve Sünnette yer alan bütün güçlü değer yargılarına ve İslam “Hesap Günü” üzerine kurulu olmasına rağmen, günümüzde, çoğunlukla kurumsal hallerde kullandığımız “Hesap Verebilirlik” kavramı, “acountability” karşılığı olarak Batıdan alınmadır. Bunun, çağdaş Müslümanlar için utanılacak bir durum ama aynı zamanda iyi bir ders konusu olması gerekir. İnananların inançlarına hangi gözle bakmaları, ondan dua ve ibadetlerden başka nasıl yararlanmaları gerektiğinin ibretlik örneğidir. Batı, Hesap Verebilirliği, hiç değilse “haklar” açısından, ancak yakın zamanlarda ve ağır faturalar ödeyerek öğrendi, sistemlerini buna göre kurdu. (Bunu bilerek, kendisi için tasarladığı sistemleri sömürgeleri ve uydularına götürmedi.)

Müslümanlar kuruluşta Hesap Vermeyi incelikleriyle anlamış, hassasiyet kazanmışlardı. Zira Hz Peygamberin uygulamaları (Sünnet), bu İlahi hakikatin uygulamalarıyla doluydu. İnsanın Hesap Günü ne ile karşılaşacağı vahyedildi ise O da özel hayatı ve toplumsal ilişkileri öyle tanzim etti, düzen kurdu, sistemleştirdi. Devlet idaresinde, vergi toplamada, pazarda ve ticarette, anlaşma ve sözleşmelerde, savaşlarda ve barışlarda, kısacası her konuda bütün zamanlara ve günümüze örnek teşkil eden Hesap Verebilirliği yerleştirdi. En önemlisi de sahabe bütün o emir ve uygulamaları sahiplendi, yeri gelince halifelerden hesap sordu. Zekât toplayan sahabenin hediye alması ve Hz Ömer’in meşhur hırka hadisesi bunun örnekleridir. Fakat zamanla insan egosu güç kazandı ve her şeyi insanın heva ve hevesine göre eğip büktü. Bugün içinde yaşadığımız kırık dökük ilişkiler ve oluşumlar bu bozulmanın sonucudur ve Müslümanlara, Batının Ortaçağı gibi medeniyetin karanlık bir dönemini yaşatmaktadır.

Günümüz dindarları işlerini hesapsız kitapsız yaptıklarından aralarında yalnız Hesap Verebilirlik değil, ondan önce çok gerekli olan ölçüler, istişare, izleme gelişmiyor, kurallar oluşmuyor. Hâlbuki Hesap Verebilirliğin asıl Müslüman iklimlerde (kültürler) gelişip serpilmesi, meyvelerini vermesi beklenir. Kuralların, ölçünün ve Hesap Vermenin olmadığı yerde aldatma, hilekârlık, haksızlık ve düzensizlik hayat tarzı haline gelir! Onun için günümüz Müslümanları arasında kötülüklere karşı hassasiyet azalmıştır. Bu haller çağdaşımız Batılılar arasında daha az yaşanmaktadır. Yapmadıklarından değil, menfaatlerini daha çok kollayıp birbirlerine güvenmediklerinden güçlü ve acımasız denetim ve Hesap Verme mekanizmaları kurduklarından.

İnsanlar, Allah’ın yüce emirlerinden ilim, ahlâk, ölçüler, teknikler, yönetim ve denetim gibi çeşitli yollardan yararlanır. Diyelim ki; “Mademki Allah’ın Zatına bile affetme yetkisi vermediği ‘Kul Hakkı’ var, o halde kul hakkından nasıl sakınmak gerekir? Yaptığımız işlerde, kul hakkı nerelerde, nasıl yenilebilir? Kimseye haksızlık yapılmaması için hangi önlemleri almamız gerekir?” gibi soruları sorması ve iş süreçlerini buna göre tasarlaması gerekir. Mesela iş tasarımı ve projelerde “zorluklar, engeller ve riskler” gibi kısımlar vardır. Haksızlıkların önlenmesi “riskler” arasına alınabilir ve bunun için önlemler öngörülebilir. Böylece Hesap Verebilirliğe kul hakkı dâhil edilerek adalet yolunda bir adım daha atılır. Daha da ileri durumlarda, Hesap Verebilirliğe İnsanilik Endekslerinde pekâlâ yer verilebilir hatta Müslümanların değerlerine göre yeni endeksler bulunabilir.

Kurallar ve ölçüler keyfi olamaz. Bir yol üzerinde keyfi, yanıltıcı işaretler konamayacağı gibi toplumsal hayatta da keyfi kurallar olamaz. Zaten plânlama, istişare, denetim ve Hesap Verebilirliğin biricik amacı hiçbir şeyi, bir an bile olsa nefsin eline bırakmamak değil miydi?

Hesap Verebilirlik, ancak güçlü bir inanç ve değerler okur-yazarlığından başlayan politikalar geliştirmekle mümkün olabilir. Bunun için çocuk yaştan itibaren sorumluluk yüklemekle başlamalı, her yaş dönemine göre davranış modelleri, yol ve yöntemler geliştirmelidir. Bir işi değerlere göre plânlama, kayıt tutma, işbirliği yapma, her türlü sorumluluğu üstüne alma ve Hesap Vermek gibi hususlar bu süreçlerin birer parçasıdır ki, bütün bunların yaş gruplarına göre değerler eğitimi kapsamında örgün ve yaygın eğitimlerde verilmesi gerekir. Öyle ki bütün bunlarla uzun sürede bir Hesap Verme kültürü, zihniyeti ve dünya görüşü inşa edilmeli, böylece işlemekte olan düzenin bütün çarklarına adalet adına hâkim olunmalıdır.

Bunun için Hesap Verebilirlik de dâhil, ulvi değerlerin bu iklimlere ekilmesini, özellikle kuluçka dönemlerini burada geçirmelerini ümit edelim. Değerlerin Müslümanlar arasında filizlenerek fidelerinin toplumun diğer kesimlerine ve başka kültür ve medeniyetlere ihraç edilmeleri beklenir. Çünkü ahlâki ve insani değerlerin kaynakları Kur’an, Sünnet ve insanın değerli çabası sonunda bulunan yollardır. Yeryüzünde iyilik ve adaletle işleyen bir düzen ancak ölçüyle başlayarak, plânlayarak ve Hesap Verebilirlikle inşa edilebilir. Çünkü Allah’ın yaratma âdeti ve eşyaya hâkim olan kanunlar böyledir.

İbrahim Akgün

 

KAYNAKLAR

[i]Şöyle deriz ona: ‘Defterini oku. Bugün muhasebeci olarak kendi işini görmeye (sicilini okumaya) kendin yetersin!'”   İsrâ Suresi, 14. (Suat YILDIRIM Meâli)

[ii] Peygamber Efendimiz (SAS)’in bir niyâzı şöyleydi: “Ey Allâh’ım! Göz açıp kapayıncaya kadar bile beni nefsime bırakma!” (el-Câimu’s-Sağîr, I, 58)

[iii] “Gerçekten Allah her şey için bir ölçü, her iş için bir vade belirlemiştir.” (Talak Suresi, 3) (S. Yıldırım Meali)

[iv] İbn Sina; Arifler ve Olağanüstü Hadiselerin Sırları. Şerh: Fahreddin Râzî. Çeviri: Ömer Türker. S. 116-19. Hayy Kitap. 119 S. İstanbul, 2010.

[v] Peygamber Efendimizin (sav) eşi Hz. Âişe”den nakledildiğine göre, (Kureyş kabilesinden bir grup insan, hırsızlık yapan Fâtıma adlı bir kadını affetmesi için aracı olduklarında)… Resûlullah (sav) ayağa kalkarak hutbe okudu ve Allah”a gerektiği gibi senâ ettikten sonra şöyle buyurdu: “Sizden önceki insanların helâk olmalarının sebebi, aralarında ileri gelen (zengin) kimseler hırsızlık yapınca suçun cezasını vermeyip zayıf (ve fakir) kimseler hırsızlık yapınca ceza uygulamalarıdır. Bu canı bu tende tutan (Allah)a yemin ederim ki Muhammed”in kızı Fâtıma hırsızlık yapsa, onun da elini keserdim!” (M4411 Müslim, Hudûd, 9)

[vi]Senin yanında hak yola dönenlerle birlikte, sana buyurulduğu gibi dosdoğru ol! Siz de azıp sapmayın. Allah, yaptıklarınızı çok iyi görmektedir.” (Hûd Sûresi, 112) “Rivayete göre Resûlullah, “Sana emredildiği gibi dosdoğru ol!” meâlindeki âyetin kendisini ihtiyarlattığını söylemiştir (Râzî, XVIII, 71)

[vii] Sahâbeden birinin Hz. Peygamber’den kendisine, başka bir öğüde ihtiyacı kalmayacak değerde bir öğütte bulunmasını istemesi üzerine Resûl-i Ekrem ona, “Allah’a iman ettim de, sonra da dosdoğru ol!” demiştir (Müsned, III, 413; IV, 385; Müslim, “Îmân”, 62).

Yazıyı Paylaşırmısınız

About the author

A.Ü. DTCF mezunu. İngiltere, Sheffield Üniversitesinde Enformasyon Yönetimi, İsrail'de Kırsal Bölgesel Kalkınma Planlaması Post Graduate Study. Yayınlanmış çalışmaları: Söz İncileri; Divan Edebiyatından Seçilmiş Beyitler (2. baskı), Önce Söz Vardı; Fıkıh, Edebiyat ve Tasavvuftan Seçmeler. İlgi alanları: Yenilik, değişim, Gelişme. Uzmanlık alanı: Proje Yönetimi.

Related Articles

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked (required)

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.