İnsanların Birbirlerinin Mallarını Gayrımeşru Yollarla Yemeleri ve Düşünenlerin Sorumluluğu

No Comment 231 Views

Her insanda mal edinme ihtiyacı ve sevgisi vardır. Hayatını sürdürebilmesi için bu gereklidir. Ancak mal, makam, para ve servet sevgisinin bir ölçüsü olmalıdır. Bunları edinmenin, elinde tutmanın veya başkalarını yararlandırmanın toplum tarafından kabul gören ortak değerleri, ölçüleri, yol ve yöntemleri olmalıdır. Değilse o toplumda gücü yeten her şeye hâkim olur. Bu yazımızda biz, insanların haksız yere birbirlerinin mallarını yemelerini ve bunu önleyecek insanların sorumluluğu ve düzen kurma üzerinde durmaya çalışacağız.

Bu bir durum tespiti ve anlatım yazısı değildir. Bu yazıda “başkalarının malının yenmesi” önce sebepleri ve sonuçlarıyla kısaca ele alınmış, sonra bu haksızlığın nasıl veya hangi yollarla olabileceğine dikkat çekilmiş, en sonunda bu olguların bir toplumda ortaya çıkmasını önlemek veya çıktıktan sonra ortadan kaldırmak için, sorumluluk sahiplerine basit ve kısa öneriler teklif edilmiştir.

İnsanlar çok çeşitli yollarla mal edinebilirler. Edindikleri mal onlara miras yoluyla gelmiş olabilir, kendileri çalışarak elde edebilir veya meşru olmayan çeşitli yollarla edinmiş olabilirler. Her toplumda meşru olmayan yollarla mal edinmeye karşı az veya çok bireysel, sosyal veya yasal önlemler vardır. Ancak var olan bu önlemler, zamanla toplumda meydana gelen değişikliklerle söz konusu önlemler etkisiz hale gelmiş olabilir. Ayrıca yasaların varlıklı kesimlerin gölgesinde yapılması, onların da yalnız kendi varlıklarını düşünmeleri bu kötülüğün toplumda yerleşmesi ve yayılmasına yol açabilir.

Bu haksızlık ve kötülüklerin yaygınlığının toplumların bunları önleyebilecek düzen kurmuş olmalarına bağlı olduğunu görüyoruz. Bu durumun Güney Amerika, Güney ve Güneydoğu Asya veya Afrika milletleri arasında yaygın olduğunu görmekteyiz. Bu saydıklarımız ortak taraflarıyla düzen kuramayan (ve büyük oranda sömürgeleştirilmiş) toplumlardır. Bu toplumlar aynı zamanda sosyal, siyasi ve ekonomik eşitsizliklerin de yaygın olduğu toplumlardır.
Bir toplumda haksız yollarla mal edinmenin inanç kaynaklarıyla değil, inançlarını hayata geçirmeyle ilgili olduğunu görüyoruz. Mesela İslam, inananları bu kötülüklerden şiddetle sakındırdığı halde günümüz müslümanlarının bu konuda beklenen zihniyet ve hassasiyete sahip olmadıklarını görüyoruz. Nisa Suresi, 29. ayeti şunları söylüyor:

-“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda meşrû olmayan yollarla yemeyin. Karşılıklı rıza ile yapılan bir ticaret yapmanız ise, elbette meşrûdur. Sakın haram yiyerek, başkasının hakkını gasbederek kendinizi öldürmeyin. Allah size pek merhametlidir[!]”

(Bu konu 29. ayet ardından gelen ayetlerle devam etmektedir) Kur’an’ı Kerime baktığımızda Yüce Allah, insanların birbirlerinin mallarını yemelerini “büyük günahlardan” sayıyor! Ayrıca ayette haram yiyerek veya başkasının hakkını gasp ederek “Kendinizi öldürmeyin!” diye çok ağır bir ikazda bulunuyor! Cenab-ı Allah, neden “kendinizi öldürmeyin” gibi ağır bir ifade buyuruyor! Hak ve haram yiyenler, bireysel olarak mı bu tehdidi hak ediyor yoksa toplum olarak mı? Bir İslam âlimi şunu söylüyor:

“Haksız olarak başkalarının malını alanlar, gerçekte kendi sonlarını hazırlamaktalar. Çünkü böyle kötü işler, sosyal düzeni öyle bozar ki, sonunda kişi kendisi de bu kötü sonuçlardan kurtulamaz ve ahirette de mutlaka elem verici bir azapla karşılaşır.”

Adaletsizlikle bir toplumun kendi sonunu hazırladığı genel kabul gören hususlardandır. Bunun için “Bir devlet küfürle devam edebilir ama zulümle devam edemez” denilmiştir. Başkasının malını yemek bir toplumda görülebilen büyük haksızlıklardan biridir ve devletin hayatının devamının teminatı olan adaletin ana damarlarından en az birini zedelemek demektir. Hak yemenin yayılmasıyla toplumda düzen bozulur, devlet veya düzenin devam etmesinde önemli rol oynayan güven de ortadan kalkar. Bu haksızlıklar büyüyüp sürdükçe taraflaşmaya ve düşmanlıklara da sebep olur.

Hak yemenin boyutu bir toplumun kendisini bile aşabilir. Bu haksızlıklara alışanlar ve buna göre bir hayat tarzı geliştirenler ayrıcalıklarını yitirmemek için dışarıdan güçlerle işbirliği bile yapabilirler. Türkiye’de düzenin iplerini uzun süre ellerinde tutan ve insanların haklarını kamu otoritesi üzerinden kolayca yiyen bir kesim imtiyazlarını kaybetmemek için dışarıdan güçlerle işbirliği yaptılar. Bu işbirliği 28 Şubat darbesiyle çok açık hale geldi; bireysel, sosyal, siyasi ve ekonomik çok büyük zulümlerle sonuçlandı: Binlerce gencin okumasına engel olundu, bir o kadarı da keyfi olarak cezaevlerine kapatıldı. Ayrıca bazı değerlendirmelere göre bu kesim, bankalar üzerinden yaklaşık 400 milyar dolar haksız kazanç elde ettiler.

Dolayısıyla hak yemek sadece bireysel bir sorun değil, aynı zamanda toplumsaldır. Yerel, ulusal veya uluslararası düzenin bir parçası haline gelebilir. Faiz ve bankacılık sistemleri, haksız ticaret düzeni, ihale yasaları, kamu otoritesi eliyle kiralama, satış veya transferler, akraba ve yakınını koruma, rüşvet ve yolsuzluklar bu yollardan birkaçı olarak sayılabilir.

Hak yeme ve bunun üzerinden yaşanan anlaşmazlık ve çatışmaları önlemenin yollarından biri sözleşmeli toplum modelidir. İslam, ticari hayatta sözleşmeye ve sözleşme üzerine kurulu topluma büyük değer vermiştir. Yüce Allah (C.C.) Kur’an’ı Kerim’in en uzun ayeti olan Bakara Suresi 282. ayetiyle her türlü akçeli ve ticari iş, işlem ve alışverişlerde sözleşme yapılmasını emretmektedir. Ama halkın haklarının korunmadığı toplumlarda sözleşmeler bile istismar edilebilir ve “başkalarının haklarını yeme” aracı haline gelebilir. Bizim gibi bir toplumda sözleşmelerle aldatılan, dolandırılan, hatta elindeki her şeyi alınan insan çoktur!

Elbette ayet-i kerimede “mallar” diye geçen ifade sadece ev, araba, tarla, fabrika, küçük-büyükbaş hayvanlar gibi varlıklardan ibaret değildir. İnsan emeğinin ürünü olan her türlü mal, hizmet ve özellikle bugün hayatımızda büyük bir yeri ve değeri olan, entelektüel mülkiyet kapsamında yer alan her türlü veri, bilgi, makale, kitap, tez, tasarım, yapım ve proje gibi her türlü ürün ve eserin güven altına alınması emredilmektedir. Bu itibarla havaya konuşmanın kimseye faydası yoktur: Haksızlığın vuku bulduğu alanları düzeltmek, düzenlemek, hak ve adalete dayalı olarak inşa etmek Allah’(C.C.)’ın “inananlara” yüklediği bir görevdir!

Diğer taraftan, “malların gayrı meşru yollarla yenmesi” sadece kabalık ve zorbalıkla vuku bulan şeyler değildir. Asıl ve yaygın olarak ölçüler ve tartılarda belirsizlik, halkın ahlâkının bozulması, yönetimlerin yozlaşması, kanunlarda kabalık, kolluk ve adli kuvvetlerdeki bozulma, toplumda iyilik için dayanışmanın zayıflaması, güç ve zorbalığın yasaların yerini alması gibi hallerde daha çok haksızlık yapılabilmektedir.
Başta inananlar olmak üzere, sorumluluk sahibi her insan; bütün bu iş ve alanlarda haksızlığın olmaması için görevlendirilmiştir. Ama bugün onlar olabilecek kötülükleri engellemek şöyle dursun yer yer kendileri bu aşağılık fiillerin faili ve suçlusu durumuna düşmüşlerdir! Mesela bizim gibi bir ülkede, sözde akademik alanda birbirlerinin tez bilgilerini aşıranlar veya bu yolsuzlukları profesyonel yoldan para ile yapan yüz kızartıcı türediler bile ortaya çıkmıştır!

Görev verilenler varsın ödevlerini yapmasınlar! Yüce Allah’ın dediklerini yapıp, gösterdiği yoldan yürüseler akıllarını daha iyi kullanmayı öğrenecekler, başka toplumlara galip gelecek ve imrenilen insanlar olacaklar. Yüce Allah da onlara nimetini arttıracak, isimlerini, şan ve şereflerini yüceltecekti. İnsan, Allah’ın gösterdiği meşru ve helâl yollarla aklını kullanmayı öğrenir, ilerleyebilir, yükselebilir, makamı, mevkii, adı-sanı bu yollardan yürüyerek yücelir.

İnsanlar Neden ve Hangi Yollarla Birbirlerinin Mallarını Yiyebilir?

Başkasının malını veya hakkını yemenin hiçbir mazereti yoktur, olamaz da. Ne var ki bu haksızlığın psikolojik, sosyolojik ve ahlâki sebepleri olabilir ve bu kötülükleri önlemek isteyenin bu sebepleri araştırmaları, öğrenmeleri gerekir:

Bir insan neden sahip olduğundan fazlasını ister? Daha rahat bir hayat yaşamak için veya mala yahut hayata hak ettiğinden fazla değer verdiği için mi? Peki, ama nasıl olur da başkasına ait olanı, onun hakkını elde etmek isteyebilir? Mal edinme hırsı insani melekelerini aştığı için mi? Düşünme ve inanma melekeleri zayıfladığı veya köreldiği için mi? Zira haksız yere mal edinmenin getireceği maddi kazançla birlikte, haksızlık ve haramdan kaynaklanan huzursuzluk, adaleti çiğnemiş olmasından kaynaklanan korkuları da olur. Peki ya Hesap Günü dâhil her türlü hesap vermekten kaynaklanan korkuları ne yapmalı? İnsanın gözle görülen bir fiziki âlemi bir de yapıp ettiklerinden kaynaklanan içten var olma âlemi vardır. Mal düşkünü bir insan, yiyip içip, yapıp ettikleriyle dış âlemini besleyip büyütüp süslerken, onlar arasında haksızlık ve haramların olmasıyla varlığını içten çürütmektedir! Bulunduğu toplum da aynı yasalara tabidir!

Bu durumda meşru yollarla kazanan birinin ihtiyaç sahiplerine elini uzatmasıyla onların haklarını yemesi arasında büyük bir fark vardır: Diyelim ki biri kazandığından yetime ve yoksula pay ayırma ihtiyacını duyarken, diğeri ise meşru yolla kazandığından infak etmek şöyle dursun, yoksullardan haksız yere mal elde etmek istiyor! Böyle bir toplumda yetimler ve miskinlerin haklarının yenebildiğini de akılda tutmak gerekir. Yetim hakkının yenebildiği bir toplumda insanların merhameti azalır, kalpleri katılaşır, insani duyguları körelir, insanlık dışı olan aralarında yayılır! Onlar bu kötü alışkanlıklarda ilerledikçe gün gelir birbirlerinin boğazlarına sarılırlar!

Her toplumun kültüründe mutlaka haksız yollarla mal edinme veya başkasının hakkını yemeyle ilgili kınama değerleri vardır. Kimi zaman bu değerler ve onlardan kaynaklanan bilinç zayıflamış olabilir. Haksız yere mal edinenler, iç âlemlerindeki boşluk, yokluk ve zayıflıklardan yararlanarak hak ve haram yemek isteyebilirler. Başkasının malını veya hakkını yiyenlerin bunu nasıl yapabildiklerini, kendilerine hangi mazeretleri bulabileceklerini anlamak gerekir ki, olabilecek haksızlıkları önleyebilelim. Bu durum, yukarıda saydıklarımıza ilaveten, aşağıdaki sebeplerden kaynaklanabilir:

-Mal edinme sevgisi veya hırsı. Mal üzerinden başka bir mala veya şeye ulaşma arzusu. Evlat fitnesi ve gelecek kaygısı. Malı olana haset etme ve onda olanı elde etme arzusu. Kendini, malını yiyeceği insandan üstün görme; onu değil, kendini o mala sahip olmaya lâyık görme. Edineceği malla gösteriş yapma, itibar kazanma yanılgısı. Aç gözlülük veya kendisinin olanla yetinmeme. Varlığı olandan öç veya intikam alma arzusu. Toplumda hâkim inanç, adet ve kültürlerde başkasının malını yemeye karşı körlüğün oluşması. Mal edinme yollarının veya helâl-haram anlayışının kaybolması. Rızık ve tevekkül gibi değerlerin toplumdan kaybolması. Yasalardaki boşluklar ve hesap sormanın olmaması. Toplumun kınama ve yaptırım yeteneğinin zayıflaması, körelmesi veya kaybolması. Bütün bunlara, aşağıdaki hususları da eklemek gerekir:

İnsanlar çok çeşitli yollarla başkasının hakkına el uzatmış olabilirler: Zor kullanarak veya gizlilik yoluyla. Toplumda ölçülerin olmamasından yararlanarak. Para veya malların belli bir sınıf, zümre veya kesime ait olması gerektiğine inanmakla. Kamu otoritesi eliyle yapılan düzenlemelerden yararlanarak. İş, ticaret ve para piyasalarında spekülatif hareketler üzerinden. Borsa oyunları veya hisse senetleri hileleriyle. Aldatıcı tanıtım ve reklamlarla veya ünlü kişiler üzerinden. Arsa ve arazi üzerinde oynanan oyunlarla. Çok çeşitli ticari hileler veya rant oyunları yoluyla.

Belirsizlik veya hızlı değişim dönemlerinde burada bahsedilen haksızlıklar artabilir: Onun için bir toplumda bir dönemden diğerine geçerken bu haksızlıkların olmamasına dikkat etmelidir. Örnek olarak, yeni teknik ve teknolojilerin yoğun şekilde hayatımıza girdiği dönemleri iyi incelemek gerekir. Toplumun dikkatinin belli bir yöne yönelmesiyle kimi fırsatçı insanların başkalarının mallarını yemeleri yaygınlaşabilir. Karışıklık, savaş halleri hatta bağımsızlık savaşları gibi olaylar veya siyasi değişim dönemlerinde, ekonomide belirsiz ve dalgalanma dönemlerinde tabiatı bozuk olanlara fırsatlar doğmuş olur. Türkiye’de İstiklal Savaşı, Cumhuriyet dönemine geçiş, askeri darbe dönemleri ve siyasi üstünlük sağlanan böyle zamanlarda fırsatçılar türemiş hatta devlet gücünü ele geçirenler tarafından haksız yere mal ve para transferleri yapılmıştır. Savaştan kaçanlar bile bu suçları işleyebilmiştir! Bu yolda ideolojilerin kullanılmasını da hesaba katmak gerekir: Türkiye’de her dönemde, sol ve sağ hareketler üzerinden yerel yönetimler veya merkezi otoriteler eliyle hatta vakıflar üzerinden bile çokça haksız kazançlar elde edildiği bilinen bir gerçektir.

Öneriler: Başkasına ait olanı Yeme Haksızlığı Nasıl Önlenebilir?

Her haksızlık ve adaletsizliği yapmanın olduğu gibi önlemenin veya ortadan kaldırmanın da yolları vardır. Bunlardan en önemlisi istenmeyen bu gibi durumlar ortaya çıkmadan önlemler geliştirilmesidir. Çünkü bir şey olup bittikten sonra çok zaman onu tam olarak ortadan kaldırmak, etkilerini silmek zorlaşabilir hatta imkânsız hale gelebilir.

-Onun için öncelikle inançlarımızda var olan iyilikleri hayata geçirmek ve her yeni nesli bunlara göre eğitmek gerekir: Bir şeyin başkasına aitliği, başkasına ait olanı, ait olduğu kişiden izinsiz alamayacağımız, kullanamayacağımız, zarar veremeyeceğimiz gibi basit gibi görünen değerleri evde aile arasında, işte, okulda ve sivil toplum kuruluşlarında eğitimin konusu yapmak gerekir.

-Helâl-haram, haksızlık ve günâh konuları; Tam inanç (iman) konusu olacak derinlikte ve davranış modelleri geliştirecek şekilde, çocukluktan itibaren oyunlarla, daha sonra yaş dilimine göre hayattan alınmış gerçek örneklerle işlenmelidir.

-Kişi kendisinin veya başkasının olanın Allah’ın külli iradesinin eseri olduğunu bilmeli, buna razı olmalı, onunla mutlu olmasını ve takdir etmesini bilmelidir. Haram ve haksız kazanca karşı olmalı ama elinde delil yoksa haksız yere kimseyi suçlamamalı, zan yapmamalıdır.

-İki aitliği kabullenmenin karşılığı olarak yüce Allah’a şükür, topluma ve insanlara teşekkür anlayışı içinde olmalı, şükrün eseri olarak zekât, sadaka vermeli, infak etmelidir. Başkasını tenkit ve nasihat kolaydır, zor olan gerçekte yaptığımız fedakârlıklar ve özveride bulunmaktır.

-Bir şeye sahip oldum diye fazla sevinmemeli, o şeye sahip olamadım diye üzülmemeli, başkasının var diye asla haset etmemelidir. Her insanın sahip oldukları ve olmadıkları üzerinden sürekli bir imtihan içinde olduğuna üstün bir değer olarak inanmak ve yaymak gerekir.

Yukarıdaki inanç ve ahlâki değerlere dikkat çektikten sonra bu alanda etkili olabilecek bazı sosyal, toplumsal ve kamu düzeniyle ilgili önlemleri sayabiliriz:

-Günümüz Müslümanları arasında, “mallarını aralarında meşrû olmayan yollarla yemeleri” bireysel bir durum gibi anlaşılsa da bu alanda olup bitenler bireysel olduğu kadar toplumsaldır. Yüce Allah’ın inananlara yüklediği sorumluluk da aynı şekilde toplumsal olmakla herkesi bağlar.

-Yaşadığımız yerde iş ve ticaret ahlâkını bütün unsurlarıyla araştırma konusu yapmalı, elde edilen verileri hayata geçirmek için çalışmalı, bu amaçla örgütlenmelidir. Burada izlenecek yol, yöntem ve örgütlenmede ahilik gibi bir kurumun uygulamalarından yararlanmak gerekir. Ahiliğin Günümüzde Uygulanmasıyla ilgili yazımız için lütfen tıklayınız

-İnsanların birbirlerinin haklarını yemelerinin önlenmesi, buna karşı olan herkesin ortak paydası olacak kadar önemlidir. Adalet arayan bu yolda inanç veya ideolojik farklılıklar bir kenara bırakılmalıdır.

-Sorumluluk sahipleri, gerek oluşturacakları sivil güç odakları, gerek medya ve baskı gruplarıyla, gerekse kamu otoritesi eliyle bu alandaki eksiklik, yolsuzluk ve haksızlıkları önlemekle yükümlüdür. Bu kötülüklerle meşru, ahlâki, örgütlü ve kurumsal yollarla mücadele etmelidir. Hükümetlerden yasal düzenlemeler ve idari tedbirler istenmelidir.

-Bir şeyin Yüce Allah tarafından insanların zararına ve “büyük günâhlar”dan sayılması onun sosyal yaptırım ve ceza yasalarında da kendi ağırlığıyla yer almasını gerektirir. Aynı şekilde bu kötü işlerin, büyük günahlar arasında sayılması inananlar arasında tebliğ, cihad ve EMANEM (Emr-i maruf, Nehy-i münker) konusu olması gerekir.

-Bunun için sosyal-toplumsal hayatta ve kamu düzeninde işlerin yapılması, değerlendirilmesi ve hesap vermeyle ilgili kurallar, ölçüler ve standartlar geliştirmeli, hayata geçirilmeli, yasalarla desteklemeli ve hayata geçirilmelidir. Hesap Vermeyle ilgili yazımız için lütfen tıklayınız

– Saydığımız bu durumlarda pozitif davranış kalıpları ve adil yönetim modelleri geliştirerek, iyi idareci ve hukukçular yetiştirerek ve bütün bunlarla düzen kurarak bu kötülükler önlenebilir. Her şey ölçü ile denge ve düzen kurmakta düğümlenmektedir. Ölçüsüzlük zulüm, sosyolojik olarak küfürdür!

-Yine yukarıda bahsedildiği gibi, özellikle büyük ve hızlı değişim ve dönüşüm zamanlarında, bu konuların farkında olmak gerekir. Henüz kuralların oluşmadığı bu durumlarda çalma, çırpma ve zimmetine geçirme gibi haksızlıklar artabilmektedir.

-Bugün “tüketici hizmetleri” denilen alan genişletilmeli, bunlara aktif üye olmalı, kamu otoritesi tarafından yetki verilmesi için çalışılmalıdır. Para, piyasa, bankacılık işlemleri üzerinden oynanabilecek oyunlar bu sivil yapıların sürekli ilgi alanı içinde olmalıdır.

-Sosyal ve ticari hayatı sözleşmelerle düzenlemeli, her birey sözleşme yazma ve yapma yol ve yöntemleri konularında eğitilmelidir. Unutmamak gerekir ki; söz ve sözleşmelere bağlılık insan olmaya, topluma ve yüce Allah’a bağlılık manasını taşımaktadır. Sözleşme Toplumla ilgili bir yazımız için lütfen tıklayınız

-İnananlar fiilen haksızlık ve haramlara karşı koymalı, öyle ki yapılacak haksızlığın toplum tarafından önleneceği, sosyal yaptırımlara tabi olduğu hatta cezalandırılacağı kesin kanaati toplumda yerleşmelidir.

İbrahim AKGÜN

Öne Çıkan Görsel: Microsoft Designer_AI. Teşekkür ederiz/Thank you https://designer.microsoft.com/

Yazıyı Paylaşırmısınız

About the author

A.Ü. DTCF mezunu. İngiltere, Sheffield Üniversitesinde Enformasyon Yönetimi, İsrail'de Kırsal Bölgesel Kalkınma Planlaması Post Graduate Study. Yayınlanmış çalışmaları: Söz İncileri; Divan Edebiyatından Seçilmiş Beyitler (2. baskı), Önce Söz Vardı; Fıkıh, Edebiyat ve Tasavvuftan Seçmeler. İlgi alanları: Yenilik, değişim, Gelişme. Uzmanlık alanı: Proje Yönetimi.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked (required)

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.