İnsanın Yeryüzünü İmar Etme Görevi (Umran) ve Birlikte Yaşama Düzeni Kurmak

No Comment 88 Views

İbrahim AKGÜN

İnsanın Âlemlerin Rabbi olan Allah’a kulluğunun ve yeryüzüne halife tayin edilmesinin gereği olarak, diğer görevlerinin yanında yeryüzünü imar etmek gibi bir görevi vardır. İmar etme insanın dünyadaki temel görevlerinden biri olarak geçmektedir. Yeryüzünü mamur hale getirmek; onu yaşanabilir kılmak, ıslah etmek, düzene sokmak, kalkındırmak, bozgunculuktan arındırmak ve nihayet adaletle bir arada yaşanır hale getirme anlamına gelir. İnsana bu görevin verilmesi, saydığımız bu kavramlar gibi çeşitli terimlerle ifade edilmekle birlikte en açık şekilde Hûd Suresi, 61. ayette geçmektedir.

Salih (A. S.), peygamber olarak gönderildiği Semûd kavmine bu görevi şöyle tebliğ eder:

“Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı ve sizi orayı imar etmekle görevlendirdi. Öyleyse O’ndan mağfiret dileyin, sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim (dualarınıza) çok yakındır, (dualarınıza) karşılık verendir.”

Burada önemli iki hususu gözden kaçırmamak gerekir:

1) Salih Peygambere (A.S.) tevdi edilen, O’nun da kavminden istediği bu önemli görev Kur’an veya Hz Peygamber üzerinden bugünün milletlerine tekrar vahyedilmektedir. 2) Bu gerçekleri dikkate alarak bugünün insanına nasıl bir görev düşmektedir? Belki işsiz güçsüz kaldıkları için bol bol mezhep, tarikat kavgaları yapan günümüz insanlarının ne yapmaları gerekiyor? Burada bu kadar eleştiri ile yetinip İslam âlimlerinin bu çok önemli konuda, söz konusu ayetten ne anladıklarını, bunu nasıl formüle ettiklerine bakalım:

“İnsanın Rabb’iyle, diğer insanlarla ve yeryüzüyle ilişkileri iyileştirme ve birlikte yaşama nizamını kurma.” [i]

Bu Tek Tanrı (tevhid) inancından hemen sonra gelen çok önemli bir görevdir. Zira tek ilaha olan inancın varlığa sağlıklı bir bakışla tamamlanması gerekir. İnsanın insanla ve yeryüzüyle olan ilişkilerinin bu amaçla düzenlenmesi gerekli ve önemlidir. Peki ama yeryüzünü ve içindekileri yaratan Yüce Yaratıcı, sözü edilen bütün bu ilişkilerin nasıl olmasını istiyor?

Bu tespitler insanın en büyük ölçekte yeryüzündeki görevinin ne olması gerektiğini haber vermektedir. Zira her şeyi yaratan, söz konusu ilişkilerin nasıl olması gerektiğinin kodlarını insana bildirmiştir. Öyle ki bu kodları ve kavramları, diğer değerler arasında büyük ve üst sıralarda kaydetmek gerekir. Zira bu kodlar bir medeniyet inşa etmenin temelinde yer alan yapı taşlarıdır.

Yeryüzünü imar etmeye yer veren tefsirlerde bu kavram “yaşama imkânı vermek, ömür sürmek ve orayı mamur etmek” şeklinde geçmektedir. Ancak bütün tefsirler bu mevzuya “yeryüzünü mamur hale getirme” olarak yer vermiyor. Biz bu çalışmamızda imar etmeyi esas alan görüşleri rehber aldık.

Yeryüzünü imar etme, emanetler ve adalet gibi büyük ve temel değerleri her dönemde yeniden ve büyük bir özenle insanın gündemine getirip işlemek gerekiyor zira insanlığın diğer insanlarla, yeryüzüyle ve ikisini birden yaratan Yüce Yaratan’la sağlıklı ilişkiler geliştirmelerine ve insanca bir arada yaşamaya ihtiyaçları vardır. Ancak insan soyu Yüce Yaradan’ın bu açık emirlerine rağmen birbiriyle geçinmekte bozgunculuktan kurtulmuyor. Bu değerler bize böyle sağlam bir bakış açısı ve sağlıklı ilişkiler geliştirme imkânını veriyor. Bir an için durup düşünelim, inancımızı sıfırlayarak, sıradan bir ifade ile ama insafla “Ortaçağda doğmuş bir Kitap” bize bu kavramları ve onlar üzerinden zengin bir insanlık mirası sunuyor. Hatta gidilen yolun bir yerinde “yok olmanın” olabileceğini haber veriyor!

İnsana kalsa böyle bir bilgiyi saklar, haberi vermezdi! Hiçbir toplum kendi başına gelenleri bile doğru anlayabilecek dürüstlükte değildir! Ama Kitap olup biteni dosdoğru bir şekilde haber veriyor. Günümüz Müslümanları, bu bilgi ve değerleri belki hiç zahmet çekmeden ellerinin altında buldukları için kıymetini idrak edemiyor! “İman ettikleri” bir Kitapta verilen çok önemli bazı haberleri anlamakta adeta aptalları oynuyor! Hâlbuki insana kalsa, bu kavramların her birinin ortaya çıkması insan zamanıyla yüzyılları hatta bin yılları alacak işlerdir! Öyle ki Kitapta geçen kimi kavramlar belki bugün hala bilinmiyor olacaktı! Peki ya ortaya çıkmadan yaşanan vahşi hayatlar, yapılan tahribatlar, onları idrak ve kabul etme ve ettirmenin insana yaşattığı acılar, yıkım ve kaybedilen zaman için ne diyeceğiz?

Kitab-ı Kebir bize bununla kök değerleri veriyor, büyük insan gruplarının karmaşık sorunlarını anlama ve birlikte çözme imkânını insanın önüne seriyor. Böylece, mesela çalışmamızın ana konusunu teşkil eden emanetler ortaklığı üzerinden ortak akıl geliştirmenin yolunu gösteriyor. Fakat muhtemelen günümüz insanının başına gelen felaketlerden biri insanın, eşya gibi fikirleri tüketmeye, her şeyi ucundan anlama ve tutmaya alışmış olması, hayatın ve kendi kökleri üzerinden inşa etmeyi unutmuş olmasıdır! Yeryüzünü imar etme emri bize bütün bu kısırlıkları bir kenara koymanın ve kendi dünyamızdan başlayarak yeryüzünü imar etmenin olabilirliğini ve yolunu gösteriyor!

İnsanın Yeryüzünü İmar Etmesine İhtiyaç Var mıdır?

Peki ama insanın yeryüzünü imar etmek gibi büyük bir gayeye veya amaca ihtiyacı var mıdır?  Böyle bir amacın varlığı insana ne kazandıracaktır? Hayatı boyunca hatta her gün sayısız iş, uğraş ve amaçla yüz yüze yaşayan insanın bütün bu karşılaştıklarını kucaklayan, birleştiren ve orta yola koyan bir bakış açısına, dünya görüşüne ihtiyacı vardır. Hiçbir fert, topluluk veya millet yeryüzünde tek başına yaşamıyor. Uluslar üzerinden parçalanmışlık atmosferi, okyanusları, nehirleri, iklimleri parçalamıyor. Bu var oluşların her birinin çok çeşitli bakış açılarını ve ondan kaynaklanan ilişkileri insanlık yoluna koyacak düzenleyici yaklaşımlara hatta hükümlere her zaman ihtiyaç vardır.

Bu itibarla ve yeryüzüne bu gözle bakabilmek için bu ayet-i şerifin taşıdığı kök değerlere bugün çok ihtiyaç vardır. Dünyaya bu gözle bakmanın yokluğu halinde ise geçmiş toplumlardan da öğreniyoruz ki, sağlıklı ve vahiy kaynaklı bir bakış açısı olmadan insanları helak edilmeye kadar götürecek hastalıklı bakış açıları veya yaklaşımlar geliştirilebiliyor. Bugün yeryüzü hatta insan soyu sözüm ona insanlıkla savaşta galip gelmiş güçlerden kaynaklanan tehdit altındadır. Bu tehditler ancak bu şekilde makro ölçekte değerlerle bertaraf edilebilir. İnsan öyle ahmak bir varlıktır ki tek başına yüksek binalar yapmak bile milletleri insana, diğer milletlere ve Yaradan’a karşı azdırabiliyor! Bize yol gösteren ayet, bu yüzden helak edilen bir kavmi delil göstererek geriden gelen milletler ve ümmetleri helak olmaktan korumak için indirilmiş olsa gerektir.

Yeryüzünü mamur hale getirme (umran) konusu İbn Haldun ile başlayan bir dal veya başlıktır. Maverdi ve diğer âlimlerde de mevzu kendine yer bulmuştur. Kimileri bunu fıkhu’l-umran olarak almış olsalar da esas olarak ilmü’l-umran olarak isimlendirilmiş, İbn Haldun bunu tarih ilmine uygulamıştır. Bu demektir ki bu ilmin arkasında devasa bir tarih, sosyoloji daha da geniş anlamıyla sosyal bilimler yer almaktadır. Zira yeryüzünü mamur hale getirme sadece fiziki inşaat veya tarım değil, sosyal, ahlaki/etik, ekonomik ve çevre boyutu olan ve geniş bir alanı kapsayan bir sorumluluktur. İmar etme, bundan sonraki yazılarımızda da göreceğimiz gibi bireysel veya toplumsal olabilir. Bireysel olarak kendi nefsini imar etmek ahlâkını, davranışlarını, işlerini ve ilişkilerini düzeltmek olarak alınmaktadır ki bu yol kolaylıkla toplumsal olana akar.

İlmü’l-umranın en büyük kaidesi “İnsanın tabiatı itibariyle sosyal ve medeni bir varlık olmasıdır.” İslam âlimleri yukarıda belirttiğimiz gibi umranı, “yeryüzünü imar etme ve birlikte yaşama nizamını kurma” şeklinde tarif ederek çok değerli bir amaç ortaya koymuşlardır. Bu amaç “umran insanın Rabb’iyle, diğer insanlarla ve yeryüzüyle ilişkilerini” düzenleme olmak üzere üç dalda incelenebilir.[ii] Bu muazzam bir kapsayıcılıktır. Yeryüzünü imar etme, günümüzün sivri akıllılık eseri ideolojilerinin ufkunu açmakta, kimi dar kafalı “dünya görüşleri” karşısında insanın dünyaya bakışına eşsiz ufuk kazandırmaktadır.

Diğer taraftan İbn Haldun imar etmenin üç kategoride (boyutta) olduğunu söyler:

  • Mekân olarak yeryüzü
  • İnsan olarak toplum
  • Toplumun bağlı olduğu kanunlar.

Buradaki mekân, insan ve kanunlar sıralaması, yukarıdaki üçlü sınıflamaya yeni bir kategori katmaktadır: Kanunlar. İnsanda davranış olarak başlayan ve topluma geçen kurallar ve normlar, toplumda örf, adet ve toplumsal yaptırıma tekâmül etmekte, oradan da kamu otoritesi elinde kanunlara dönüşmektedir. Böylece şahıs, toplum ve kamu gücü aynı kaynaktan beslensin ve birleşik kaplardaki sıvılar gibi aralarında kolay bir geçişme ve uyum olsun.

Bu açıdan baktığımızda, metnini verdiğimiz ayetten yola çıkarak yeryüzünü imar etmek veya medeniyet kurmak ilahi bir görev olmaktadır. Üretim, ticaret, sanatlar ve bunların ilimleri de buradan yola çıkarak gelişecektir. Yeryüzü insana emanet edilmiştir. Ondan adaletle ve sürdürülebilir şekilde yararlanmak, kaynakları sürdürülebilir şekilde kullanmak, hatta geliştirmek ve iyi yönetmek insanın temel görevleri arasındadır. Nitekim Yüce Yaradan başka bir ayetinde bu varlıkları “emanetler” adı altında isimlendirerek yönetimini insanların liyakat sahibi olanlarına tevdi etmektedir.

Umran başka bir açıdan, “İnsanın yeryüzünü Allah’ın iradesine uygun olarak yaşanabilir hale getirme” olarak açıklanabilir.  Bütün bu ıslah, iyileştirme, fitneden arındırma, denge ve düzen kurma, daha iyi, erdemli ve nesillerin sürdürülebilirliğine dayanan bir hayat tarzı inşa etmek içindir. Ama ortak bir yol çizebilmek, Prof. Mark Klein’den ödünç alarak “kolektif karar alma ve kolektif zeka geliştirme” kabiliyetimize bağlıdır.

Bu arada çalışmamızın ana konusu olan adalet ile imar ayrı şeyler değil birbirini tamamlar ve iç içe geçer. Ayrıca adalet de imar etmek de insan topluluklarının her yönüyle ilgili ve multidisipliner alanlardır. Adaletsiz imar zulüm, eşitsizlik ve sömürü demektir ki kimse böyle bir şeyi arzu etmez. Diğer taraftan insanların istediği veya beklediği her yerden adalet çıkmaz. Adalet ancak imar edilmiş, hayata geçmiş kodlar ve kurallardan, bu amaçla tasarlanmış süreçlerden, sistemlerden, kurumlardan ve kurulu düzenden çıkabilir. Ortak yollar ve birlikte yaşama düzeni kurmak bunun için önemlidir.

Yeryüzünü İmar Etmekten Adalete Giden Yol

Umran konusunu burada ele almamızın sebebi, yeryüzünü imar etme ve emanetlerin yönetimini birlikte ele almak ve adalet sistemlerinin inşa edilmesinde ikisinden birlikte yararlanmaktır. Burada bir hususu daha hatırlatmakta yarar görmekteyiz. Bu iki konuyla birlikte üçüncü bir ana konunun var olduğunu da hatırlatmak isteriz: İnsanın yeryüzüne halife olarak tayin edilmesi. Biz üç ana konudan biri olan bu konuya burada yer yer değinsek bile bu konuyu hatırlatmakla yetineceğiz. Adalet konusunu işlerken bütüncüllüğü korumak açısından bu üç konunun varlığını göstermek istedik:

  • İnsan, yeryüzüne halife olarak tayin edilmiştir.
  • İnsan, yeryüzünü imar etmekle görevlendirilmiştir.
  • Yeryüzü ve içindekiler, insana emanet edilmiştir.

Görülüyor ki bu tarifler ve amaç insanın yeryüzünü imar etmesi; 1. İnsan-toplum, 2. İnsan – Yaradan, 3. İnsan-yeryüzü ilişkisinin düzenlenmesini, 4. Kanunlarla düzen-nizam kurulmasını gerektiriyor. Çalışmamızın esasını teşkil eden ve bu yazının devamında işleyeceğimiz Büyük Birleşik Adalet Sistemi’nin bileşenleri olarak kategorize ettiğimiz emanet sistemlerinin umranın gerektirdiği yeryüzünü imar etme ve birlikte yaşama nizamını kurmakla aynı olduğu görülecektir.

Başka bir açıdan baktığımızda yeryüzünün insan tarafından imar edilmesi dar kapsamlı, kısa süreli ve tek yönlü bir süreç değildir. Sonsuz sayıda etkileşimli, sayısız kereler geri dönüşümlü, kıyamete kadar sürecek ve sürekli inşa gerektiren bir var olma sürecidir. Sınırları olmayan bu devasa oluşum umranın ve ondan doğan inşanın kapsamının genişliğinden ve derinliğinden kaynaklanmaktadır.

Ne var ki burada saydığımız bütün imkân ve hizmetlerin adaletle yapılması gerekir. Bu görevi Müslümanlar yapıp yerine getirmezlerse başka kültürler ve medeniyetler yapacak demektir ki buna kimsenin itirazının olmaması gerekir. Hatta ormanlar, madenler, sular ve havadan, özellikle az bulunan elementlerden başkaları, belki haksız yerde ve yoldan yararlanacaktır. Geçtiğimiz yüzyılda petrol bu şekilde savaş ve sömürgeciliğe gerekçe ve araç oldu. Şimdilerde ise nadir elementler Çin ve Amerika başta olmak üzere tam bir rekabet alanı haline gelmiş bulunmaktadır.

Bu döngüde, Bilge Mimar Turgut CANSEVER’İN deyimiyle “İnsan şehri imar ederken, şehir de insanı inşa ve imar etmektedir.” Çünkü imar etme yalnızca fiziksel yapıları değil, aynı zamanda orada yaşayan insanların ahlaki, kültürel ve sosyal değerler açısından da imar edilmesini gerektirir. Bu durum, yukarıda belirttiğimiz gibi diğer insanlar (toplum) ve yeryüzü ile ilişkilerimizin sürekli iyileştirilmesi demektir. Zira süreç hep “iyi yolda” girmez. Yeryüzü ve toplum çok çeşitli zararlarla da karşı karşıya kalabilir. Bugün insanlığın en az üçte birinin yok edilmesini telkin eden vahşet tezleri gibi. Öyle ki durmadan yenileri ortaya atılan, mesela bitki tohumlarıyla oynama, ineklerin yok edilmesi, haince aşılar, ortaya çıkan ve çıkacak yeni hastalıkların masum olmaması gibi…

Bu süreç (belki sarmal demek daha doğru) olgunlaşarak, tekâmül ederek uzun evreler halinde ilerler. Öyle ki sarmal bazen yatağından taşar, kendisini doğuran şartları ve amacı aşar. Böyle bir durumda fetih, işgal, güç veya kuvvet değil; imar ve adalet gidilen beldeleri istenilen oluşuma katar. Bu yürüyüşte sürekli tayin edilen, ulaşıldığında da yeniden belirlenen amaçlar, hedefler, kriterler, standartlar birbirini takip eder. Her dönemde yeni değerler öne çıkabilir. Yeni ihtiyaçlar, nesiller, teknikler ve teknolojiler birbirinin yerini alarak ilerler. Bunları da her nesilde yeni roller ve o rolleri oynayacak yeni aktörler ve mimarlar oynayarak böylece zaman gibi mekan ve insan da birlikte akıp gider.

KAYNAKLAR

[i] GÖRMEZ, Prof. Dr. Mehmet; Bu tespitler, Prof. GÖRMEZ tarafından, aşağıdaki çalışmalarında, İbn Aşur ve Allal el-Fasi’ye dayandırılmaktadır. (GÖRMEZ, Prof. Dr. Mehmet; Usûl ve Makâsıd. Bir Metodoloji Olarak Makasıd. İslam Düşünce Enstitüsü. İde.org.tr) https://www.ide.org.tr/TR/listmenu/uslvemaksid/detail/birmetodolojiolarakmakasidmehmetgormez

[ii] GÖRMEZ, Prof. Dr. Mehmet; Usûl ve Makâsıd. Bir Metodoloji Olarak Makasıd. İslam Düşünce Enstitüsü. İde.org.tr https://www.ide.org.tr/TR/listmenu/uslvemaksid/detail/birmetodolojiolarakmakasidmehmetgormez

Yazıyı Paylaşırmısınız

About the author

A.Ü. DTCF mezunu. İngiltere, Sheffield Üniversitesinde Enformasyon Yönetimi, İsrail'de Kırsal Bölgesel Kalkınma Planlaması Post Graduate Study. Yayınlanmış çalışmaları: Söz İncileri; Divan Edebiyatından Seçilmiş Beyitler (2. baskı), Önce Söz Vardı; Fıkıh, Edebiyat ve Tasavvuftan Seçmeler. İlgi alanları: Yenilik, değişim, Gelişme. Uzmanlık alanı: Proje Yönetimi.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked (required)

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.