İyilik adalete dönüşmekle tamam olur

305 Views 5 Comments

İslamın içine sızan ve onu içeriden sarmaya başlayan pasif ahlakçılık, pasifizm ve mistisizm benzeri hayat tarzları bize sürekli iyi insan olmayı tavsiye ve telkin ediyor. Doğru, iyi insan olmaktan ve iyilik değerlerini yüceltmekten hiçbir zaman vazgeçemeyiz. Evet, ama iyiliğin sürekli gelişmesinden, yayımından ve iyilik adına kötülüğe karşı koymaktan da hiçbir şekilde feragat edemeyiz.

İnsan ne kadar iyi olursa olsun, iyi olmakla hatta iyiliği yaymakla işi bitmeyecektir. Çünkü kötülük hiçbir zaman yok olmayacak, iyilik ve kötülük her zaman var olacak ve rekabet içinde olacaktır. Kötülüğün sürekli yeni yollar aramasına karşılık iyilik de sürekli yeni yollar arayacak ve gelişecektir. Bunu yapmazsa hayatın dışına itilir. Dolayısıyla iyiliği bir eşya gibi değil sürekli gelişmesi ve tekamül etmesi gereken canlı bir varlık gibi görmek gerekir. Şairin dediğine bakalım:

Şarabın bin kadar ismi bulundu
Kitab-ı hilyede tizkâr olundu
                                         (Ayni)
Şarabın, (onu meşrulaştırmak ve zararını gizlemek için, türlü kılıklara, kılıflara sokulup) bin kadar ismi bulundu; Bu hileli işte tez davranıldı, her defasında, şarap tanınıp, adı çıkınca hemen arkasından yeni bir isim bulunarak pazarlandı.

İyilik ve güzel ahlak toplumsallaşmakla devam edebilir

fidan_www_alasayvan_com

Öyleyse yalnız iyi olmak için çalışmak ve gayret etmekle yetinemeyiz. İyiliğin devam edeceğinden emin olmak için onu toplumsallaştırmak, toplumun teminatı altına almak ve kurumsal hale getirmek gerekiyor. İyilik arayan veya iyi bir dünya isteyen insanın, iyilik ve güzel ahlak, devlet olmadan yatağında rahat uyumaması gerekir. “Devlet olmak”tan kastımız iyiliğin devletleştirilmesi veya devletin tekeline terk edilmesi değildir. Burada mecâzi anlamda, iyiliğin kurallara, kaidelere ve hukuka dönüşmesinden bahsediyoruz. Bunun için bireyin davranışı ile başlayan iyiliğin sürekli bir gelişme, değişim ve tekâmül içinde olması beklenir. Ta ki kurumsallaşsın, halk tarafından benimsensin, sahip çıkılsın ve millet gibi devletin de ruhu, yani adalet haline dönüşsün.

Sokakta kötülük yapan biri kınanıp engellenemiyorsa o toplumda hasta bir hal var demektir. Bir toplumda sıradan bir insanın hakkı yenebiliyorsa “iyi insan” olan birinin iyiliğinin değeri nerede kalır? Onun için iyilik sadece bir grup, hizip içinde sınırlı kalmamalı, ondan herkesin her durumda adalet bulduğu bir sistem ideali çıkarılmalıdır. Çünkü hukuka ve adalete dönüşmemiş iyilik gelişememiş, hatta eksik kalmış demektir.

İyilik kurumsallaşmalı ve adalet mekanizmalarına dönüşmelidir

cift_surme_www_cumakayali_net

İnsanın adalet bulması kolay değildir. Bir tek insanın, bir defa adalet bulabilmesi bütün bir ülkeye yayılan devasa bir organlar siteminin inşa edilmesini gerektirir. Bu durum herkesin, her an uyanık, işte ve uğraşta olmasını gerektirir. Bu oluşum ancak uzun süreli faaliyetler ve gelişmelerle olabilir: İyiliğin insanın fikrine, oradan gönlüne yerleşmesi, akılda ve gönülde beslenerek insanın sözüne ve davranışlarında yeşermesi, davranışların uzun süre yaşanıp tekrar edilmesiyle alışkanlıklar haline gelmesi gerekir.

Sonra davranış ve alışkanlıkların çevreye yayılarak toplumsallaşması ve diğer insanlar üzerinden alışkanlık ağlarının gelişmesi gelir. Artık her şey yavaş yavaş örf ve adetlere dönüşmeye başlar ve modern terimle kültür diye adlandırdığımız oluşum başlar. Bu süreçte kimi işler ve alışkanlıklar gözle görülür, elle tutulur kurumlara dönüşür. Arkasından da insanın bu süreçte oluşan kurum ve mekanizmalardan hizmet alabilmeleri için çeşitli araçlar geliştirmeleri gelmelidir.

dongu_www_ozguryazilim_com_tr

Bu gelişme, iyiliğin form (vücut) ve hareket kazanarak kurumsal hale gelmesi ve adalet hizmeti veren sistemlere dönüşmesidir. Bu durum insan eliyle ekilen, emek verilen bir tohumun ağaç haline gelmesi, meyve vermeye ve dönerek sahibine hizmet vermeye başlaması gibidir. Bir yağmur damlasının yerden buharlaşarak göğe yükselmesi, rüzgârla sürüklenmesi ve geri dönerek yeryüzüne hayat vermesi de aynı değil midir? Burada da insanın nefsinden kaynaklanan ve elinden çıkanın büyümesi, gelişip serpilmesi, dönüşerek tekrar insana hizmet verir hale gelmesidir. Onun için insan “Ne ekerse onu biçiyor!” Yani “ekme-biçme” döngüsü, insanın işinde, hayatında olduğu gibi toplumlar ölçeğinde ve milletlerin hayat döngüsünde de yaşanıyor. Bugün yapılan küçük bir iyilik, takipçisi olursa yirmi, bazen yüzyıl sonra koca bir hizmet çarkına dönüşebiliyor.

Yani insanın adalet bulması, bir fidanın yetiştirilmesi ve bir yağmur damlasının yerde ve göklerde dolaştırılması gibidir. Öyleyse iyilik bireysel çabayla sınırlı kalmamalı, bir grubun içinde tutulmamalıdır. Tıpkı Allah’ın yeryüzüne kurallar dizisi yerleştirmesi gibi insanın eserleri de bir inşa süreci gerektirir. Ancak o zaman iyilik-adalet-iyilik döngüsü tamamlanır, dikilen bir fidan sayısız insanın derdine derman olur.

RESİMLER: 

  • eeenergy.wordpress.com (The circle of life: https://eeenergy.wordpress.com/2012/01/22/706/)
  • Fidan: www.alasayvan.com
  • Döngü: www.mgm.gov.tr
  • Çift süren köylüler: ww.cumakayali.net
  • Yazılım geliştirme döngüsü: www.ozguryazilim.com.tr
Yazıyı Paylaşırmısınız

About the author

A.Ü. DTCF mezunu. İngiltere, Sheffield Üniversitesinde Enformasyon Yönetimi, İsrail'de Kırsal Bölgesel Kalkınma Planlaması Post Graduate Study. Yanınlanmış çalışmaları: Söz İncileri; Divan Edebiyatından Seçilmiş Beyitler (2. baskı), Önce Söz Vardı; Fıkıh, Edebiyat ve Tasavvuftan Seçmeler. İlgi alanları: Yenilik, değişim, Gelişme. Uzmanlık alanı: Proje Yönetimi.

Related Articles

5 Comments

  1. özgür bulut

    Yazınızda işlediğini “iyilik” ve “adalet” Kavramlarının kendileri güzel olduğu kadar keşke uygulama noktasında samimiyet süzgecinden geçirebilmeyi toplumca kabullenebilsek .. Onun için sizden iyi, doğru ve güzel olanın hayata geçirilmesi için ve bunların insana (özellikle yoksula, güçsüze) güzellik olarak geri dönmesi için gayret bekliyoruz. Zira insanların sözlerine bakarsanız bu ülkede bilinmeyen bir şey yok ama uygulamaya baktığımızda da ortada hiçbir şey yok! Bu durum çok rahatsız edici ama bunu söylemek yetmiyor, durumdan rahatsız olanların birleşerek çalışmaları gerekiyor.

  2. Rabia Gümüş

    “Egonuz size hangi oyunları oynayabilir” adlı yazıya yaptığım yorumdan sonra “İyilik adalete dönüşmekle tamam olur” a yapılan Şule Bayraktar’ın yorumuna kadar yapılan tüm yorumlar silinmiş. Ümmügülsüm Kayhan, Mehmet Evren, Nursultan, Kübra kişileri ve benim olmak üzere yapılan yorumlar neden silindi? Bu silinen 7-8 yorumun bir sebebi olmalı!

    • admin

      Merhaba Efendim. Uyarınız için teşekkür ederiz. Yazılarımıza yapılan bazı yorumların her nasılsa kaybolduklarını sizin bu uyarınızla öğrendik. Böyle bir işlemin nereden olduğunu anlayamadık. Bildiğimiz şeylerden biri “Yorum” ortamı çok spamlı bir ortam. Orayı neredeyse her açtığımızda bazen 7-8’e varan spamları kontrol altına alıyor ve siliyoruz.
      Kaybolan yorumları yapan arkadaşlarımız tekrar yorum yapma zahmetinde bulunurlarsa yazdıklarını yine yayınlar ve kendilerine müteşekkir kalırız. Çünkü bu çalışmayla yeni bir yaklaşım geliştirme yollarından biri de yorumlardır. Onun için yorumlara da yazılar kadar değer veriyoruz.
      Yazılarımıza yorumlar yazan arkadaşlarımıza çağrıda bulunuyoruz: Lütfen yazılarımıza yorum yapmaya devam edin ve o kısacık çalışmalarınıza değer verdiğimizden emin olunuz. Tekrar teşekkür ederiz.

  3. Rabia Gümüş

    İyilikleri bireysel hayatımızla sınırlı bırakıp toplumsal hayatımıza geçiremememiz iyiliğe/iyiliklere verdiğimiz değerin azlığından biraz da. Çünkü bazı kimseler için iyilik, hoş ve güzel kabul edilen fakat yaşamı kuşatmaya kafi gelmeyen şeylerdir. Hayatın devamı için elzem görülmeyen iyiliğin, hayatta bir yer kaplamaması da çok normal olacak bu durumda. Oysaki inançlarımız ve değerlerimizin gerektirdiği iyilik yapmak, iyiliğe vesile olmak, kötülülükten alıkoymak; bizim insanlar içerisinden çıkarılmış hayırlı bir ümmet olarak vasıflanmamızı sağlayacak. Bunu ayrı ayrı iyilikler yapan bireylerden oluşan bir ümmet olarak düşünebiliriz. Evet bu güzeldir. Ama sadece bu yeterli gelmiyor; şu ilahî buyruk iyiliği ve takvayı(ilahî sorumluluk bilincini) yalnız birey çapında değil toplumsal olarak da emrediyor:
    “İyilik(birr) ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın” (Maide 5:2)
    İyiliğin topluma mâl olması demek iyilikler yapmaya çokça rağbet eden bir toplum demek olduğuna göre iyiliğin birkaç kişiyle kısıtlı kalması, umumi faydaya mani olur. Çünkü bu durumda hayatımız inançlarımızla değil,gösteriş tutkumuzla ticari, sosyal, siyasal kaygılarımızla şekillenmiş olacak. Bunun sonucunda kimse kimsenin derdiyle dertlenmeyecek, toplumda ayrışmalar görülecektir.

    “Hayır”da yarışın ne denli büyük bir toplumsal heyecan dalgası oluşturduğunu geçmişimizdeki vakıf kültüründen, vakıf müesselelerinden anlayabiliriz. Ayrıca bunun toplumsal dayanışma, birlik ve bütünlük oluşturduğuna, topluma sevgi ve saygının hakim olmasını sağladığına, toplumun birbirini gözettiğine şahit oluruz. Böylece tıpkı tek bir vücut gibi herkes herkesin derdiyle hemhal olacaktır.Kimse kimseye ne zulmetmeye ne de kendisinin veya başkasının uğradığı zulme kayıtsız kalmaya rıza gösterecektir.

  4. Şule Bayraktar

    Bu sitedeki yazıları iki üç defa okudum, iyi yazılar olduğuna inandığımdan, doğrusu, okuduktan sonra yorum yapmaya cesaretim azaldı. Ama diğer taraftan site yönetiminin ısrarla yazılarına yorum yapılmasını istemeleri bana yorum yapmaya cesaret verdi.
    Ben yazarlık eğitimi veya bir kişisel gelişim, toplumsal gelişme eğitimi veya bir dini eğitim almadım. Ama hepimizin ailelerimizden aldığımız ve çok zaman farkında olmadığımız değerler eğitimiyle birlikte eğitim hayatımızda (ben Kamu Yönetimi öğrencisiyim) hocalarımızdan aldıklarımız ve okuduğumuz nitelikli yayınlar (mesela kitaplar) herkes gibi bana da bir şeyler kazandırıyor. İnanıyorum ki, bunları bulamayan çok insan var. Onun için aldıklarımızdan yararlanmak onların farkında olmamıza, insanlara ve iyiliğe hizmet etme isteğimize bağlıdır. Bütün bunlar da bana düşündüklerimi paylaşma sorumluluğunu yüklüyor.
    İnancım iyilik, doğruluk ve güzellik adına yapılanlara destek vermemiz gerektiği yönündedir. Çünkü hepimiz iyilik yapmakla ve bulunduğumuz çevrelerde iyiliğin hâkim olmasından sorumluyuz. (Zaten bunun için bir şey yapmıyorsak kötülükten şikâyet etmeye hakkımız yoktur) O halde iyiliği kendimiz yapamıyorsak hiç değilse yapanlara yardımcı olalım. Belki iyiliği öyle veya böyle bir süreliğine, gafletin eseri olarak kulak ardı edebiliriz. Ama unutmayalım ki -yazıda da işlendiği gibi- iyilikten sonra hepimizin her an ihtiyacımız olan adalet gelir ve adalet ancak iyilik ve doğrulukla gelir. Zulümden, kötülükten iyilik veya adalet doğduğu görülmemiştir.
    İyilik ve adalet arasındaki yol uzun, zor ve büyük bir değişim sürecidir. Görmezlikten gelmemek, el vermek, katkıda bulunmak gerekiyor. Yoksa sadece “kalbimizin temiz olmasıyla” hiçbir şey değişmiyor. Gönlümüzde ne varsa onun gayretimize dökülmesi lazım değil mi?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked (required)

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.