Her dönem yeniden inşa edilmeyi gerektirir

49 Views 1 Comment

Hayat tarzımız sayısız fikir ve eylemden, alışkanlıklar ve ilişkilerden meydana gelir ve uzun bir süreçte oluşur. Ama hiçbir yaşam tarzı sonsuza kadar devam edemez. İnsan eliyle yapıp edilen her şey gibi hayat tarzının da bir haddi ve ömrü vardır. Her yeni zamanda hayat tarzımızı değişen ve değişmeyen taraflarıyla yeniden inşa etmek gerekir.

Çevre ve teknolojinin değişimiyle bu değişime karşılık gelen düşünüş ve davranışların, alışkanlık ve tekniklerin de değişmesi gerekir. Mesela karasabanla toprak işlemekten makinalı tarıma geçişte eski bilgilerin, davranışların, yaklaşımların önemli bir kısmı işe yaramaz hale gelir, hatta ayak bağı olmaya başlar. Makinayla toprak işlemek yeni yaklaşımları, alışkanlıkları ve teknikleri gerektirir. Bunları hazır bulamayız, geliştirilmeleri gerekir. Yoksa o traktör hakkıyla işletilemez, makinalaşmaya dayalı bir işletme kurulamaz.

Şehirlilik, şehirli gibi davranmayı gerektirir

İnşa_etmeAynı şekilde köyden kente göç eden bir insan eski alışkanlıklarıyla şehir hayatına devam edemez. Bu kişi şehir hayatına ayak uydurabilmek için yeni davranış biçimleri geliştirmelidir. Zira eski alışkanlıkların devam etmesinden çok sorun doğar, sosyal ilişkiler bozulur. Apartman hayatı, arabalı yaşam (trafik), park etme, kurban kesme, yere tükürme ve gürültü gibi sorunlar bunlardan sadece bazılarıdır. Değilse şehre göçenin ne kendisi rahat eder, ne yakınında bulunanlar ve ne de şehirli bir hayat tarzı gelişebilir. Türkiye’de şehirlerin şehir olamaması ve büyük kasabalara dönüşmesi şehre özgü yeni davranış şekillerinin bulunarak hayata geçirilememesinden kaynaklansa gerektir.

Yukarıda verdiğimiz örnekler uç durumlardaki örneklerdi. Aslında hayat sürekli bir değişim içindedir ve uyumlu bir yaşam için geç değişen unsurların öncelikle değişenlere ayak uydurmaları gerekir.

Hayat tarzının yeniden üretilmesi ihtiyacı nesillerin değişimiyle de doğabilir. Çünkü çok zaman yeni nesiller yeni duyuş, düşünüş ve davranış şekilleri ister veya kendileri geliştirirler. Bu durum bütün inançlar ve kültürlerde görülür. İslam kültürleri de bu sürekli değişimin dışında değildir. Bu bakımdan Müslümanları ilgilendiren bir mesele olarak çağdaş İslam muamelatı temel değerlerden yeniden üretilmeyi beklemektedir.

Eksik hayatlar dengesizlik doğurur

Onun için her büyük değişim döneminde hayatın değişmiş olan kısımlarının gerektirdiği diğer değişiklikler de olmak durumundadır. Mesela sanayi devrimi sadece bir makine değişimi değil, aynı zamanda onun gerektirdiği üretim teknik ve teknolojileri, eğitimi, sosyal-siyasi-ekonomik örgütlenme modellerini hatta yerleşim şekillerini bile değiştirmiştir. Bir çağda gerekli olan bütün değişimler gerçekleşemezse bireysel ve toplumsal kişilikler eski ile yeni arasında bölünür, parçalanır. Toplum kamplara ayrılır.

Yeni bir dönem o dönemin kültürünün doğmasıyla hayat bulur

Yolunu_bulur_‏@DejahTHORlSHer döneme kimliğini kazandıran yaklaşımları, duyuş ve davranış şekilleri, alışkanlıkları, örgütlenme biçimleri vardır. Esasen bir dönem bunlarla vardır. Değilse sadece eşyada, maddede değişimle yeni bir dönem doğmaz. Onun için mesela başka bir kültürün ürettiği teknolojiyi alan ülkeler bu teknolojinin kültürünü üretemezlerse yeni teknolojiyi verimli kullanamayacakları gibi yeni bir döneme de geçemezler. Veya aldıkları teknolojiyi işletebilmek için o teknolojinin üretildiği ülkelerin kültürlerini de almak zorunda kalırlar. Çünkü yeni bir dönem ancak o dönemin kültürünün (muamelatının) inşa edilmesiyle hayat bulabilir.

Bu bakımdan yeni bir dönem, diriliş ve değişim isteyenler o dönemi “yeni” yapacak davranışları, alışkanlıkları, teknikleri ve teknolojileri keşfetmelidirler. Boş bir arsa olarak verilen zamanın değerlerini öne çıkarmak ve usullerini (yöntemlerini) de araştırıp bulmaya ve hayata geçirmeye mecburdurlar. Aksi halde sadece hayal kurmuş, kendilerini aldatmış olurlar.

Yazıyı Paylaşırmısınız

About the author

A.Ü. DTCF mezunu. İngiltere, Sheffield Üniversitesinde Enformasyon Yönetimi, İsrail'de Kırsal Bölgesel Kalkınma Planlaması Post Graduate Study. Yanınlanmış çalışmaları: Söz İncileri; Divan Edebiyatından Seçilmiş Beyitler (2. baskı), Önce Söz Vardı; Fıkıh, Edebiyat ve Tasavvuftan Seçmeler. İlgi alanları: Yenilik, değişim, Gelişme. Uzmanlık alanı: Proje Yönetimi.

Related Articles

1 Comment

  1. Rabia(@GmHalime)

    Bahsettiğiniz inşa süreci elbette zor ve sancılı şekilde gerçekleşecektir. Statükoya aşırı bağlı olup değişime kapalı olanlar, geçmişi kutsayıp yeni olan her şeye yüz çevirenler değişemezler.

    Değişimin karşısında olanlar, bir kere bir şey öğrendiklerinde, öğrendiklerinin yanlış ya da doğru olduğuna bakmadan gözden geçirmeye yanaşmazlar. Aynı şekilde, gelecek hakkında karamsar olanların değişmeleri de çok zordur. Hiç dinlemeden eleştirenler, değişime karşı kayıtsız kalıp keyfi davrananlar değişip ileri gidemedikleri gibi zamanla geri de kalırlar. Çünkü zaman değişirken onlar yerlerinde saymaktadırlar.
    Diğer bir husus olarak; hayatı yalnızca geçimini sağlamak ve daha iyi koşullarda yaşamak olarak anlayanlar, ahlaki ve adalet temeline dayanan bir değişimden yana olamazlar. Başkaları için bir gayret içinde olmazlar. Böyleleri hiç emek sarfetmeden sonuç almak isterler.

    Değişimin bir de kurumsal boyutu vardır. Çünkü değişim bireylerle başlar ama onlarla bitmez. Mesela aile, eğitim, ticaret, iktisat, adalet, sağlık, siyaset, savunma gibi alanlar hayatı düzenleyen ve ihya eden kurumlardır. O halde değişim bütün buraları kapsayacaktır. Aksi halde eksik kalır. Bu eksiklik toplumsal değişimi zorlaştırır, hatta belki imkansızlaştırır.

    Değişimin sağlam temeller üzerine oturması gerekir: Bozuk bir temel üzerine inşa edilecek hiçbir yapının ömrü uzun değildir. Aynı şekilde derin ve sağlam temeli olmayan çürük bir değişim hareketinin de geleceğinden emin olunamaz.

    Değişimin aleyhinde olanlara göre tasarlanmış plan ve projelerle geleceğe gidilemez. Değişim ve gelişme ihtiyaçtan hareketle başlar. Yoğun bir emek ve hazırlık ister. Bunlar yapılamazsa değişim sürecinde geçecek zaman ve insan heba olur.

    Değişim yapabilmek için sürüp giden düzene neresinden müdahale edilmelidir? Bir sistemin çözülme noktaları nerededir? Değişime nereden ve ne zaman başlanmalı, bunların bilinmesi mühimdir.

    Bütün bunları dikkate aldığımızda kısmi, siyasi ve zorbalığa dayanan değişim vaadlerine aldanmamak gerektiğini ve bizi nasıl bir görevin beklemekte olduğunu görürüz…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked (required)

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.