İslam insanın alçalmasını kabul eder mi?

274 Views No Comment

İnsan eliyle üretilen şeyler hem nitelik, hem de nicelik yönünden arttı. Bu artış eşya ile sürekli bir ilişki içinde olan insanın konumunu da etkiledi, insanı öteledi, küçük düşürdü.

Teknoloji (eşya) ve hizmet üretimi durmadan ve katlanarak artıyor. Onun için yeni ve suni bir dünya oluşuyor. Her gün saymakta güçlük çekeceğimiz kadar eşya ve hizmetler insanlığın hayatına giriyor. Bu artışa paralel olarak parası olmadan tuvalete bile çıkmaktan mahrum hale gelebilen insan, eşyanın ve eşya üzerinden eşyayı ellerinde tutanların bazen gönüllü, bazen de zorunlu kölesi haline gelebiliyor. Gönüllülük ile üretileni yiyen-içen, giyen ve kullanan olarak; zorunlulukla da evine ekmek götürebilmek için üretim-dağıtım-satış zincirinde yer almayan mahkûm olanları kastediyoruz. İkinci grubun içinde, insanlara tahakküm etmek isteyen ve bu fırsatı eşyayı ellerinde tutanların şapkası altında fazlasıyla bulabilen ahlâktan yoksun kişiler de yer alabiliyor.

CJ04O5cWcAIxRrx

İnsan, sadece para-ev-araba sahibi olarak değil, en az sahip olduklarını dengeleyecek kadar değerler (ahlâk) üreterek mutlu olabilir. Ama günümüzde teknoloji üretimini dengeleyecek kadar değer üretilemediği için insanın aleyhine bir durum doğuyor. Bu bakımdan eşya önünde sınıfının daha aşağıya düşmemesi için insanın yaratılış maksadından gelen değerlerin her iklimde ve atmosferde yeniden üretilmeleri gerekiyor. Yani insan “niçin” yaratılmışsa o gayenin insanın beraberinden hiç ayrılmaması gerekir. Bu ihtiyaç; temel insani değerlerden örf, adet, ahlâk, hukuk, kültür ve muamelat üretilmesini, bu üretimin her atmosferde yenilenmesini ve hayatın içine zerk edilmesini gerektiriyor.

İslam öğretisinde insan “ahsen-i takvim,” yani “yaratılmışların en üstünüdür.” Bu demektir ki yeryüzünde yegâne belirleyici güç sahibi insandır. Esasen İslam bütün yeryüzünün içindekilerle birlikte insan için yaratıldığını söylüyor. Ne yazık ki bugün artık insan, yine insan nezdinde “yaratılmışların en üstünü” olma vasfını yitiriyor, eşyanın veya eşyayı elinde tutanların nesnesi haline dönüşüyor.

yalnızlasma

Batı kültürlerinde insanlar -doğru veya yanlış- kabul ettikleri insanın onurunu korumak için eşya üzerinden insana hükmedenlere, devlete ve diğer güç odaklarına karşı sürekli olarak onurlarını koruma savaşı veriyorlar. İnsanlar bireysel ve toplu olarak haklarını korudukları için bu ülkelerde insanın hakkına dokunmak zorlaşmıştır. Ne yazık ki Müslüman ülkeler için aynı şeyleri söyleyemiyoruz: İnsanın bu kadar alçalmasına rağmen Müslüman okumuşlar ve din adamları, hiçbir şey olmamış gibi, tümden gelimle, bıkmadan-usanmadan ezberlerini tekrar ediyorlar. Söz dediğin hava kabarcığıdır. Ekabir, havaya “ahsen-i takvim” baloncukları salarak insana karşı görevini yaptığını sanıyor! İslamı güya en üstün konumda tutuyor da insana uç kuruşluk değer vermiyor. Mensubu oldukları dinin yegâne muhatabı olan insanın eşya önünde alçalmasına aldırmıyor! İnsanın ve eşyanın karşılıklı konumlarının yer değiştirmiş olmasına sıradan laik topluluklar kadar bile dikkat harcamıyorlar! Onun için de Kapitalizm olarak adlandırılan sistemin kurumları bu ülkelerde insanın eşya ile yerinin değiştirilmesi operasyonlarına rahatça devam edebiliyorlar!

Yine bu ülkelerdeki Müslüman – sözüm ona sivil kuruluşlar – ulus devletlerin koruyucuları durumuna düşürülmüşken, laik unsurlar “tüketici hakları”nı savunma adı altında örgütlenmekte ve insanın kendi değerleri doğrultusunda hakkını, hukukunu ve onurunu koruma mücadelesi vermektedirler. Müslüman okumuşların bu vurdumduymazlığı bu ülkelerde insanları her gün biraz daha İslamdan uzaklaştırıyor! Ona da aldırmıyorlar! Onları durmadan cehennemle korkuttukları halde, ülkedeki nimetleri paylaşmak istemediklerinden, bu insanların İslamdan uzaklaşmalarından açığa vuramadıkları bir haz mı duyuyorlar?

– Peki ama Müslüman din adamları ve okumuşları, insan tarafından hayal edilmesi bile zor olan insani değerlere sahip olmalarına rağmen, insanın bu kadar alçaltılmasına nasıl göz yumabilirler, ses çıkarmazlar!?

– Sorun, bugünkü Müslümanların temel değerlerinden günlük hayat için gerekli ilkeleri çıkaramaması ve hayata geçirememesidir. İnançlarından kurallar, kaideler, rehberler, düsturlar, yönlendirme ve yol haritaları, gelişme modelleri inşa edememesi, kıyaslama ve kıymetlendirme formülleri geliştirememesi, hak ve hukuk prensipleri ve kanunlar çıkaramaması ve her şeyi ölçüp biçecek ölçme ve değerlendirme cihazlarını yapamamasıdır.

Aşağılanmayı_Protesto_Eden_siyahiler_1960

Ne var ki başka ümmetler (kültür ve medeniyetler) eşya (teknoloji) ürettikleri gibi teknolojinin üstün değer haline gelmemesi için yeni değerler, davranışlar, ilkeler, kurallar ve kanunlar da üretiyorlar. Müslümanlar da onların teknolojileri ve el kitapları gibi kurallarını, kanunlarını ve en sonunda değerlerini de taklit edip hayatlarına geçiriyorlar.

Yani bugünün Müslümanları anlayamadıklarından veya tembelliklerinden olsa gerek ellerinin altındaki altını işleyemiyor, cevher ocaklarını işletemiyorlar! Süte maya çalamıyor, ambarlarındaki buğdaydan ekmek yapamıyorlar!

Türkiye’de Batıdan kanun almak Cumhuriyetin ilk dönemiyle sona ermemiştir. Bu akış devam etmektedir. Müslümanların kendileri teknoloji gibi muamelat (davranış, alışkanlık, örf, adet) ve hukuk (kural, kaide, ilke, kanun ve yasa) üreterek insanın izzetini korumazlarsa sadece Batının gücünün altında ezilmeyecekler, sonunda kendi içlerinde insanlık onurunun isyanıyla da yüz yüze geleceklerdir!

Yazıyı Paylaşırmısınız

About the author

A.Ü. DTCF mezunu. İngiltere, Sheffield Üniversitesinde Enformasyon Yönetimi, İsrail'de Kırsal Bölgesel Kalkınma Planlaması Post Graduate Study. Yanınlanmış çalışmaları: Söz İncileri; Divan Edebiyatından Seçilmiş Beyitler (2. baskı), Önce Söz Vardı; Fıkıh, Edebiyat ve Tasavvuftan Seçmeler. İlgi alanları: Yenilik, değişim, Gelişme. Uzmanlık alanı: Proje Yönetimi.

Related Articles

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked (required)

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.