Milletler için başka milletlere ve medeniyetlere benzemenin yıkıcı olması ve bundan sakınmanın yolları…

726 Views No Comment

Her insan, aile veya topluluk hayat tarzıyla bir millete veya medeniyete mensuptur. Davranış tarzını ve yaşantısını başka bir medeniyete benzetmeye çalıştığında “onlar gibi” olmanın yoluna girer. Bu taklitçiliktir. Taklitçinin “kendinden başkası” olmaya çalışması kendi toprağına başka tohumlar ekmesi gibidir. Henüz olgunlaşmamış olsa da, “başkası olmanın” yeni kimlik ve kişiliğin bebeklik dönemini yaşamaktadır.

Bir şey diğerine yol açarsa ne olur?

Taklit, başladığı yerde kalmaz, “bir şey diğerine yol açar,” kuralınca taklit konusu işin, eşyanın ve davranışın arkasında yatan akla kadar gidebilir. Zira bir kültür dünyasında her iş diğerleriyle ilişkilidir ve belli değerlerin ve akletme şeklinin ürünüdür.  Ayrıca benzemek, anlık bir durumdan ibaret değil, bir süreçtir ve uzun zamana yayılabilir. Onun için “başkasına benzemeyi” bir resim olarak değil, film şeridi gibi düşünmek gerekir.

Biz Müslümanlar için, Müslümanlardan başkalarına benzeyen onlardan olur.([i]) Zira başkasına benzeyen, birden bire değil ama zamana yayılmış halde onlardan olma sürecine girer ve kendi zihin dünyasından başlayarak içinde yaşadığı âlemi bozar. Bu durumu anlaşılması kolay bir örnek üzerinden açıklamaya çalışalım:

Meselâ, bir toplum ilk defa ülkesine araba getirmeye karar vermiş ve bir araba markası seçmiş olsun. O toplum bu tercileriyle kendi kültüründen başka bir kültürden beslenme yolunu seçmekte, o kültürün kaynağına kadar gidebilecek bir sürece girmektedir. Zira bir araba, dünyadan yalıtılmış bir nesne değil, bilakis bir kültür dünyasının ürünüdür. Şöyle ki:

Bir nesne (araba) büyük bir bütünün parçası olduğu gibi kendi içinde de çok sayıda parçanın, iş ve işlemlerin bir araya gelmesiyle oluşuyor. Onun için arabayı elde tutma süreci boyunca yeni modeller çıkacak, sürekli yedek parça ile tamir ve bakım ihtiyacı doğacak ve bunlar için eğitim ihtiyaçları ortaya çıkacaktır. Bu hizmetler için servisler, atölyeler ve tamirhaneler kurulacak, buralarda yeni iş ve çalışma teknikleri ve alışkanlıkları doğacaktır. Taklitçi, bu ihtiyaçlarını çoğunlukla arabayı aldığı kültürden ve taklit yoluyla karşılayacaktır. 

Bütün bu süreçlerde belli bir teknoloji, fiyat, çevre faktörü, renk, çizgi, desen, ses ve hız gibi unsurlara varıncaya kadar toplumun zevk ve beğenileri şekillenecek, arabalı hayatta diğer alternatiflere karşılık tercihler yapılacak, bunlara göre şehir, yol ve trafik düzeni gelişecektir. Böylece toplumda yeni alışkanlıklar doğacak, bireysel ve sosyal hayat buna göre şekillenmeye başlayacaktır. Bu gidiş, yer yer araba olayını aşacak, diğer alanlardaki benzemeyle birlikte ve yavaş bir toplumsal dönüşüme yol açacaktır. Taklitçi, bir süreç halinde, en sonunda malını (arabasını) aldığı toplumun diline varıncaya kadar, taklit ettiklerinin kültürel değerlerini benimseyecektir. Basit gibi görünen bir tercihten sonra taklitçilik öylesine itibarlı bir meslek haline gelecektir ki, onunla birlikte kimi temel normlar da değişecek ve en iyi taklitçi, hatta bazen toplumuna en çok yabancılaşan “en çok bilen” konumuna yükselecektir.

Böylece dışarıdan ilk defa içeri alınan “yabancı” unsur, arkadaşlarını da oraya getirmek isteyecek, hatta bunun için ve sahibini yönetmeye çalışacaktır. Diğer taraftan, “yabancı” olanın geldiği yerdeki varlığını devam ettirme ihtiyacı ve kazanç isteği, rekabetten ve hâkimiyetten kaynaklanan güçler içeriden olduğu gibi dışarıdan da taklitçi toplumun üzerinde bir baskı rejimi kuracaklardır.

Taklit sürecine giren bir toplumun zihin melekeleri zayıflamaya başlar

Bütün bu taklit ve baskılarla birlikte o toplumun aklı şaşacak, gelişme dinamikleri farklı şekilde çalışmaya başlayacaktır. Artık toplum ihtiyaçlarını temin ederken, içten gelen kuvvetlerden çok taklit ettiği toplumun veya taklidin başını çeken sınıfın ihtiyaçlarına göre yeni tercihler yapmaya ve yaşamaya başlayacaktır. (Unutmayalım ki toplumun insani yaratıcılığı, taklitle birlikte zaten zayıflamaya başlamıştı) Öyle ki değişim bazen tam tersine işleyecek, “gelişme” denilen hayat iksiri toplumun çoğunluğu için zehir getirebilecektir. 

Kültürel taklitlerde de olacaklar böyle veya benzerdir ama burada durum araba örneğinde olduğu kadar basit ve anlaşılması kolay değildir. Zira kültürel kodlar ve alışkanlıklar, davranış dizileri ve bunlardan kaynaklanan toplumsal yapılar ve yönetim sistemleri çok daha karmaşık ve anlaşılması çok daha zordur. Fakat inanç ve kültürlerde de bu taklit süreçleri fazlasıyla yaşanır. Şöyle ki:

Mesela, bir yılbaşı kutlamasında, başka bir topluma benzeyen onun değer olarak “önemli gün”lerini, eğlence anlayışını, yeme-içme alışkanlıklarını, hiç değilse belli bir gündeki giyiniş tarzını, müziğini, hatta renk, zevk ve ritm alışkanlıklarını da zamanla benimsemek zorunda kalır. Taklit edilen “masum bir gün”le birlikte akrabalarla buluşma, tanıdıklar veya “yabancılarla” sosyalleşme ve birlikte eğlenme, hediyeleşme, hatta “yılda bir defaya mahsus içki içme ve/veya sarhoş olma” gibi alışkanlıkları da eklemek gerekir. Burada evlerin ve eğlence mekânlarının, cadde ve sokakların süslenmesi de sıradan olaylar arasında yer alır. Buluşma-eğlenme saatleri ve mekânları, dışarıda yeme, kadın-erkek birlikte eğlenme, dinlenen müzikler, ışıklandırma, yapılan danslar, geceye mahsus selamlaşma ve birbirini kutlama, hatta bu güne mahsus banyo yapma, traş olma veya saçını yaptırmaya varıncaya kadar davranış modellerini de bu geceyle taklit etmiş olur. Hatta bugüne mahsus tütsüler yakmak, özel yemekler yapmak ve Hıristiyanlara mahsus diğer adetleri de saymak gerekir. Ayrıca Türkiye’de uzun zaman yapıldığı gibi yılbaşında, ikramiye miktarını da arttırarak ve piyango çekilişleri yaptırarak insanları şans oyunları oynamaya alıştırmayı da saydıklarımıza eklemek gerekir. Yılbaşı akşamı işten erken çıkma, gece yarısından sonra sarhoş olanlara kamu eliyle şoför/araba gönderilmesi ve ertesi günün tatil edilmesi de var.

 “Bir şey diğer şeye yol açar” kuralınca; burada sadece örnek olarak verdiğimiz -bilerek veya bilmeyerek- yılbaşı ile Christmas’ı bir olarak görmek, toplumda, “Noel Baba” üzerinden yeni bir yardımlaşma tasavvuru benimseme, piyango ve şans oyunları üzerinden kumarı meşrulaştırmak gibi başka kültürün değerlerini benimseme yoluna girecektir.  Taklit eden; taklit ettiği her davranışa karşılık gelen kendi değerlerinden giderek uzaklaşacak, kültüründen, başkalarını taklit oranında feragat edecektir. Taklitçi, günü gelince artık “kendisi” olmaktan çıkacaktır ama o toplumdaki her birey veya topluluk aynı zamanda ve aynı oranda değişemeyeceği için bu süreç aynı zamanda büyük bir çatışma ve huzursuzluğu da birlikte getirecektir ki bu süreçler Türkiye’de yaşanmıştır.

Yukarıdan bu yana anlattıklarımız, basit ve masum gibi görünen bir taklit işinin aslında ne kadar karmaşık olduğu ve taklit edeni nerelere kadar götürebileceğini anlamak bakımından önemlidir.

Taklit öldürücüdür. Çünkü bir toplum, başka toplumları taklit yoluna girmekle kültürel olarak yoksullaşır, giderek kendini inkâr etmeye yönelir. Böyle bir toplum, içten kaynaklanan saiklerle (dinamikler) gelişemediği için insani yaratıcılığı körelir, gelişme dinamikleri zayıflar. O artık düşünen, kendi iradesiyle yürüyen bir toplum değil, bilinçsiz bir makine haline gelmiş, zamanın rüzgârlarıyla başka toplumların arkasından sürüklenen kocaman bir eşya organizma haline gelmiştir. Ünlü İngiliz tarih felsefecisi Arnold Toynbee, The Study of History” (Tarih Bilinci) adlı ünlü 12 ciltlik eserinde, başkasına benzeme hakkında şunu söyler:

“İnsan yaratılışının hareket tarzının mekanikleştirilmesi demek olan mimesis (taklit) yetisinin kullanımında içkin bir felâket vardır.” ([ii])

Başkasına benzemekten sakınmak için ne yapmak gerekir?

-“Başkasına benzeme” sadece benzemeye karşı çıkarak, ayet ve hadisler ezberlenip tekrar edilerek, konu tabulaştırılarak engel olunamaz. Onun için önce taklit ihtiyacının doğmamasına dikkat etmek gerekir.

-Taklit, insanın psikolojik dünyası içinde cereyan eden derin ve karmaşık olaylar silsilesidir ve çoğunlukla bilimsel araştırmalarla anlaşılabilir. Bu ilimlerin başında psikoloji ve sosyoloji, uygulama örneği olarak da tarih ilimleri gelir.

-Başka toplumlara benzeme ihtiyacı duyanları öncelikle sosyal ve psikolojik yönleriyle anlamak gerekir. Taklidi, bilimsel yaklaşımla anlayamayan, ona karşı çıksa bile, kendisi hayatın başka alanlarında taklit içinde yaşıyor olabilir, hatta hayat tarzıyla taklidi kaçınılmaz hale getirebilir.

-Ataları taklit etmek de, o öldürücü zehri -aynı dozda olmasa bile- içinde taşıyor olabilir. Onun için “atalar gibi olma”nın kör bir taklit ve tekrar olmamasına özen göstermek gerekir.

-Diğer taraftan taklit, bilinçli ve plânlı olması ve iyi yönetilmesi halinde faydalı sonuçlar doğurabilir.

-Taklit ihtiyacının doğmasını engelleyen hususlardan biri insani yaratıcılığın gelişmesi ve kültürlerin kendi içinde yenilikler yapması olabilir. Onun için kültürler ve medeniyetler kendi değerleriyle yenilikler yapmalı ve sürekli ileri gitmenin kapıları açık tutulmalıdır.

-Her kültür ve medeniyet sürekli keşifler yapmalı, zamanın ihtiyaçlarına göre davranış modelleri, ilkeler ve örgütlenme modelleri geliştirmelidir. Medeni hayat tarzında, başkalarını taklitle sonuçlanacak boşluklar ve belirsizliklere yer bırakılmamalıdır.

-Her kültür, kendi değerleriyle değişime ve gelişmeye açık olmalıdır. Zira zamanı gelip, değişim ihtiyacı kapıyı çaldığında mevcut kültür buna imkân tanımıyorsa ve bu ihtiyaç uzun zaman karşılanamamışsa insanlar başka toplumları ve kültürleri taklide yönelebilir. Taklit, zamanın insanlarının gözünde meşru, hatta kaçınılmaz hale gelebilir.


[i] "Herhangi bir millete benzeyen, onlardandır."  Ebû Davud, Libas 4; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 50

[ii] Arnold Toynbee; Tarih Bilinci (A Study of History) Yazar ve Jane Caplan tarafından gözden geçirilmiş ve kısaltılmış yeni baskı. Cilt: 1, Sayfa: 179. Bateş Yayınları, Cilt 1-2. İstanbul, 1978.

 

Yazıyı Paylaşırmısınız

About the author

A.Ü. DTCF mezunu. İngiltere, Sheffield Üniversitesinde Enformasyon Yönetimi, İsrail'de Kırsal Bölgesel Kalkınma Planlaması Post Graduate Study. Yanınlanmış çalışmaları: Söz İncileri; Divan Edebiyatından Seçilmiş Beyitler (2. baskı), Önce Söz Vardı; Fıkıh, Edebiyat ve Tasavvuftan Seçmeler. İlgi alanları: Yenilik, değişim, Gelişme. Uzmanlık alanı: Proje Yönetimi.

Related Articles

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked (required)

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.