Medeni hayatımızda gerilemenin sebepleri, gelişme ihtiyacımız ve birkaç öneri

485 Views No Comment


 

Medeniyetimizden akıp gelen hayatımız zaman geçtikçe biraz daha daralıyor. Bu durum sadece dünyeviliğin ve bugün dünyeviliğin başını çeken Kapitalizmin yayılmasından değil, aynı zamanda İslamın hayat haline dönüşmemesinden kaynaklanıyor. Zira  bizim medeni hayatımız İslam'dan kaynaklanır ve bugünün Müslümanları, sadece hayatlarında var olanı muhafaza etmekle yetiniyor. Müslümanca hayatı genişletecek yeni alanlar açamıyorlar.  

Ömrü olan ölümlüdür. Bu bakımdan hayat, onu oluşturan unsurların sürekli gelişmesi ve yenilerinin katılmasıyla varlığını devam ettirebilir. Bu unsurların bir kısmı şunlardır: Yeni fikir filizleri, davranış biçimleri, yeni teoriler, gelişen bilimler, yeni sosyal ve ekonomik modeller, sanat akımları, yaşanan zamanda ihtiyaç duyulan yeni ilkeler, normlar, kurallar; yeni yol, yöntem ve yaklaşımlar, her yeni dönemde doğacak sorunları çözmeye yarayacak hukuk ilkeleri, yönetim biçimleri, eğitim sistemleri vs. vs.

Buralarda iyileşmeler, genişleme ve gelişmeler olmadan, hayata yeni adalar, arsalar ve parseller kazandırılmadan bir hayat tarzının aynı şekilde devam etmesi mümkün değildir. Zira kültür ve medeniyet olarak bizi kuşatan, saran dünya durmadan değişmekte, gelişmekte, genişlemekte ve ilerlemektedir.  19 yy yöntemleriyle eğitim, 1930 model arabayla yolculuk yapılamaz. Üç yüzyıl önceki sokak düzenini, iki yüzyıl önceki yönetim şeklini devam ettiremeyiz.

Günümüz Müslüman toplumlarının yukarıda saydığımız unsurlardan herhangi birinde geliştiklerini veya gelişmekte olduklarını söyleyebilir miyiz? Hiç tereddütsüz, hayır! Peki, bu toplumlar, nasıl olur da İslamiyetin doğuşundan itibaren yeni yeni gelişme dönemlerine girdiler de, neden son yüzyıllarda yerlerinde sayıyorlar? Bir toplum gelişemeyince ne oluyor?

Toplumsal hayatın herhangi bir alanındaki gelişme bireyin gelişmesine sıkı sıkıya bağlıdır. İnsanın kendisi gelişmiş olacak ki, onu kuşatan dünyasını değiştirip, geliştirebilsin. Bugün Müslüman kişilik gelişemediği için ona bağlı olarak dünyası da gelişemiyor. Çünkü Müslüman birey sadece muhafaza etmekle meşgul ve çepeçevre muhafaza etmeyle kuşatılmış durumdadır. Günümüzde bireyin içinde tutulduğu yapılar, İslam’dan değil, gelenekten bir sapma, kırılma, ileri gitme gördükleri anda, yani çoğunlukla bir gelişme alameti gördüklerinde onu dışarı atmaya hazırlar. Çünkü bildiklerinden farklı olanı, “bizden değil” olarak görüyorlar. En güçlü ölçülerinden biri taraftarlık! Yani "Bizden olsun!" yeter! Onun için yüzbinlerce, hatta belki milyonlarca insan arasından buluş yapabilen tek kişi bile çıkamıyor!

Gelişememek hayatı nasıl etkiliyor ve laikleştiriyor?

Günümüz Müslümanları, yukarıda anlattığımız sebepler yüzünden sahip oldukları inancı hayat haline dönüştürerek evlerinin dışına, toplumsal alana taşıyamıyor. Böyle olunca Müslüman için caminin, cemaatin dışında var kalmak zor hale geliyor. Zira değerlerin taşıyıcıları, davranış modelleri, bilim alanları, sanat akımları, üretim ve yönetim modelleri, insan ilişkileri ve ticaret yolları gibi yukarıda saydığımız unsurlar ve alanlardır. Bu alanlar sayısız büyük ve evrensel değerlerin yongasıdır. O değerlerin bazıları da şunlardır: Doğruluk, çalışmak, adalet, üretmek, önden gitmek (liderlik, çığır açmak), insanlara faydalı olmak, kendisini başkasının yerine koymak, iyiliği yaymak ve kötülüğü önlemek, yoksulu korumak gibi… Yani insan eliyle inşa edilen yol, yöntem ve araçlar olmadan ahlâk (yahut etik) sosyal hayatın içine giremiyor. Halbuki diriliğin kaynağı insani değerler, yani ahlâktır. Bu durumda ahlâkın kaynağı olan din ancak ibadetler ve ritüeller olarak toplumsal hayatta yer alabiliyor ki bu da ne ahlâkî, ne de medeni bir hayatın garantisi değildir.

Diğer taraftan, inançlar bir sebep veya taşıyıcı olmadan toplumsal yapı içinde var olmaya kalkarsa bir noktadan sonra yavan, hatta yersiz duruma düşebilir. Zira ihtiyaç olmadan, yersiz, zamansız yahut özen gösterilmeden her yeri din veya başka bir şeyle doldurmak ancak fuzuli işgaldir. Hatta gerilemeye bile sebep olabilir: Dinin evlere, tarikat ve benzeri topluluklara hapsedilmesi sonucunu doğuruyor! İslamı, “iç mekân” dini olmaya mahkûm ediyor!

Müslümanca hayatın fakirleşmesi pratik hayatta şöyle tecelli edebiliyor: Ayet ve hadisler, sanat eserlerinin içinde eritilmiş, onlara renklerini vermiş olarak değil, estetik zevkten yoksun, basit (ama sade değil), çiçekli-böcekli levhalarda ancak görünür hale gelebiliyor. Din, ardı arkasına kesilmeyen yavan nasihatler ve yasaklar halinde, eski eser bakraçların, şamdanların, yani ölü nesnelerin süslediği sahne tasarımlarında hayat bulabiliyor.  Bununla bir de, “İslam’da yoktur” dediğimiz ve tv ekranlarından durup dinlenmeden konuşan, ama sokakta bin kötülük görse, birine ayağıyla bile müdahale etmeyecek “Ruhban”ın doğuşuna sebep oluyor! Aynı şekilde, Müslümanların evlerindeki temizlik, inançlarını hayata geçirme kabiliyetleri gelişmediğinden, iş âlemine aktarılamıyor. Yine, İslamcı okumuşlar, toplumun en az sigara içen kesimi oldukları halde, sigara ancak Batılı normlarla toplumsal hayatta gerilemeye zorlanabiliyor. Bu defa da tepeden ve emirle geldiği için kuytu köşelere, tuvaletlere çekiliyor, tuvaletler de “tuvalet” olmaktan daha aşağı bir konuma itiliyor! Bütün bunların sonunda ortaya çıkan önemli hususlardan biri de artık Müslüman toplumlarının gelişme dinamiklerinin ahlâkla ve aşağıdan değil, emirle ve tepeden işliyor olmasıdır! 

Bu durumdan nasıl çıkılabilir?

– Günümüz Müslümanlarının hayat tasavvuru gelişmeci ve dinamik değil, statik ve durağandır. Bu durum, Müslümanları her bakımdan taklitçi, tekrarcı ve statükocu durumda tutuyor. Müslümanlar, yalnız “Nasıl muhafaza ederim?” değil, “Kendi değerlerim ve dinamiklerimle nasıl gelişebilirim?” yolunu aramalıdır.

– Herhalde meselenin önemli taraflarından biri ahlâkın aynı zamanda hukuk ve adalet haline gelmesidir. Ne var ki bu özen isteyen ve uzun bir süreçtir. Önce bireyin aklında ve kalbinde olan davranışa dönüşecek, sonra aynı değerleri paylaşanlar arasında yaygınlaşarak sosyalleşme niteliği kazanacak, giderek kurallara-kaidelere bürünecek, bunlardan sosyal yaptırımlar doğacak, en sonunda da toplumun hiç değilse bir kısmı tarafından “kanun olmaları” yahut kanunun “öyle veya böyle” olması talebine dönüşecektir.

– Bir şeyin olması ve sürmesi için onu yapacak olanın, o şey hakkında derinliğine bilgi sahibi olması şarttır. Fakat ne kadar derin olursa olsun, bilgi sahibi olmak kâfi değildir. O işi yapacak olanın iradesinin ve işin gerektirdiği melekelerinin de gelişmiş olması gerekir. Mesela bir insanın araba sürme bilgisini edinmiş olması onun araba kullanması için yeterli değildir. Kişinin bu işle ilgili el, ayak, göz ve kulak melekelerinin, aynı zamanda kalabalık ve karmaşık bir trafikte araba kullanma iradesinin gelişmiş olması gerekir. İdarecilik yapmak da bunun gibidir. Bu açıdan bakıldığında çok kişinin çevrelerini imar etme bakımından bilgilerinin çokça eksik, iradelerinin gelişmemiş olduğunu söylersek herhalde bir hakikati dile getirmiş oluruz.

– Onun için kişiler ve özellikle sivil toplum kuruluşları insan iradesini geliştirecek faaliyetler içinde olmaya bakmalılar. Apartman ve site yönetimleri, vakıf-dernek-sendika ve kooperatifler, şirketler ve yerel yönetimler yönetme pratiklerinin yapılabileceği, kurallar ve ilkelerin oluşturulabileceği alanlardır. Bu oluşumlarda yetişmeye ve buraları birer okul haline getirmeye bakmak gerekir. İhtiyacımız olan o insan okullarda ve buralarda yetişecektir.

                                                 İbrahim Akgün 

 

Resim ve tasarımlar:

Tasarımlar: Gülizar Nur AYDIN (Teşekkür ederiz)

Öne çıkarılmış görsel: e-okul: http://www.eokul-meb.com/sivil-toplum-kuruluslarinin-gorevleri-nelerdir-kisaca-maddeler-halinde-98966/

Yazıyı Paylaşırmısınız

About the author

A.Ü. DTCF mezunu. İngiltere, Sheffield Üniversitesinde Enformasyon Yönetimi, İsrail'de Kırsal Bölgesel Kalkınma Planlaması Post Graduate Study. Yanınlanmış çalışmaları: Söz İncileri; Divan Edebiyatından Seçilmiş Beyitler (2. baskı), Önce Söz Vardı; Fıkıh, Edebiyat ve Tasavvuftan Seçmeler. İlgi alanları: Yenilik, değişim, Gelişme. Uzmanlık alanı: Proje Yönetimi.

Related Articles

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked (required)

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.